İşletmede Sağlık

 

Orman Endüstri Isletmelerinde Insan Saglıgını Etkileyen Fiziksel Çevre Faktörleri Önder BARLI K.T.Ü. Orman Fak., Orman Endüstri Müh. Böl., Orman End. Mak. ve Isletme A.B.D, Trabzon-TÜRKIYE Gelis Tarihi: 27.09.1996 Tr. J. of Agriculture and Forestry 22 (1998) 521–524 © TÜBITAK 521 Özet: Bu çalısmada Karadeniz Bölgesinde odun isleyen dört isletme ve buralarda çalısan 87 kisi üzerinde yapılan bir incelemeden alınan insan saglıgını etkileyen fiziksel çevre faktörleri ile ilgili birtakım veriler yer almaktadır. Bununla beraber gerek Türkiye’de gerekse diger bazı ülkelerde odun isleyen endüstrilerde bu maksatla yapılmıs çalısmaların sonuçlarına da yer verilmistir. Yapılan tüm çalısmaların ortak noktası, bu isletmelerde basta zararlı toz, gaz, buharlar, gürültü ve ortamdaki iklim sartları olmak üzere birtakım problemlerin yasandıgıdır. Türkiye’de ise bu sorunların daha büyük boyutlarda oldugu da bir gerçektir. Çalısmamızda bütün bunlar göz önüne alınarak ülkemizdeki söz konusu endüstri için bazı öneriler sunulmustur. Physical Environment Factors That Influence Human Health in Forest Product Industry Abstract: In this study, some informations connected with physical environmental factors are given in Blacksea Region in Turkey. In addition, the results of some data obtained from environmental factors are given in woodworking industry in Turkey and other countries. The common point of all them studies, primarily, are noise, atmosferic conditions of workplace, dust, gas, steam. However, there are different kinds of problems in woodworking indusry. It is reality, that there are also the same kind of problems in this subject in Turkey. This study contains some suggestions about the woodworking industry in Turkey. Metodoloji Bu çalısmada odun hammaddesi isleyen dört isletmede denetim listesi, anket, gözlem ve dogrudan görüsme yöntemleri kullanılarak elde edilen verilerle beraber, yine aynı paralelde yapılmıs diger arastırma sonuçları bir karsılastırmalı kompost olusturularak verilmektedir. Söz konusu isletmeler Orüs Ardesen Kereste ve Parke Fabrikası, Orüs Arhavi Çimentolu Yongalevha Fabrikası, Orüs Borçka Kereste Fabrikası ve Giresun Köykobir Yongalevha Fabrikasıdır. Anket ve denetim listesiyle elede edilen veriler “Statgraf” programından yararlanılarak yorumlanmıstır. Buna göre istatistiksel degerlendirmelerde aritmetik ortalama, medyan, çapraz tablo, frekans dagılımları gibi islemlerden yararlanılmıstır. Giris Bir sistem olarak kabul edilen isletmenin iç ve dıs çevrede etkiledigi ve aynı zamanda etkilendigi bir çok faktörden bahsedilebilir. Isletmeyi ve isletmenin faaliyetlerini bu faktörlerden soyutlayarak ele almak olanaksızdır. Genel anlamı ile çevre; bireyin, örgütün ya da toplumun yasamını etkileyen kültürel, toplumsal, ekonomik ve fiziki faktörlerin toplamıdır. Isletmenin ekonomik faaliyetleri kapalı bir süreç içinde degil, faaliyetlerin kosullandıran ve belirli ölçüde de kendisi tarafından seklilendirilmis bulunan ekonomik, sosyal ve teknolojik bir çevre içinde cereyan eder (1,2). Söz konusu faktörlerden biri de konu itibarıyla genel olarak; aydınlatma, gürültü, titresim, hava sartları, toz, gaz ve buharları kapsayan fiziksel çevre faktörleridir (1,2). Bu çalısmada fiziksel çevre faktörleri bakımından hem arastırmamızın yapılmıs oldugu isletmelerden elde edilen bulgulara hem de Türkiye ve diger bazı ülkelerde yapılmıs olan birtakım arastırma sonuçlarına yer verilmistir. Yine bu çalısma ile söz konusu sektörde yasanan birtakım problemler dile getirilerek belli baslı bazı çözüm önerileri de ortaya konulmustur. Bulgular ve Yorumlar Aydınlatma faktörü Orman endüstri sektöründe en az problem belki de aydınlatma bakımındandır. Diger isletmelerde oldugu gibi genel olarak bu sektörde de yapay, dogal ve özel aydınlatma sekilleri görülmektedir (3,4). Genel çalısma yerleri için 100-200 lüks’lük bir aydınlatma yeterli Orman Endüstri Isletmelerinde Insan Saglıgını Etkileyen Fiziksel Çevre Faktörleri olurken bileme, kaynak, kaltie kontrol gibi birtakım özel bölümlerde 500-700 lüks civarında bir aydınlatmaya ihtiyaç duyulmaktadır (3). Odun tozunun yogun oldugu kısımlarda aydınlatma kaynaklarının kirlenerek ısıgın azalması önemli bir sorundur. Gelen ısıgın azalmasını önlemek için periyodik temizlik islemlerinin aksatılmaması gerekir. Bundan baska özellikle hareketli kısımları bulunan makinalarla çalısılması durumunda stroboskobik etki nedeniyle is kazalarının olmaması için ısık titremelerine de dikkat edilmeli ve gereken önlemler alınmalıdır (3,4,5). Gürültü ve titresim faktörleri Mobilya, kereste, lifli ve tabakalı agaç malzeme ve kagıt endüstrisi de dahil olmak üzere bütün orman endüstri sektöründe en çok problem doguran faktörlerden biri gürültüdür. Ülkemizde yapılan arastırmalara göre söz konusu sektörde faaliyet gösteren fabrikalarda özellikle belirli islem noktalarında 85dB ve daha yukarısı gibi insana zarar veren ve rahatsız eden bir gürültü esiginin mevcut oldugu görülmektedir (3,6,7). Örnegin arastırmamızın yapıldıgı fabrikalarda gürültüye baglı olarak isgörenlerde rastlanılan sikayet ve rahatsızlıklardan bazıları Tablo 1’de yer almaktadır. Tablo 1. Gürültüye Baglı Olarak Çalısanlarda Karsılasılan Bazı Rahatsızlıklar Rahatsızlık Toplam Rastlanma Oranı (%) Alçak sesleri isitememe 47 Sinirlilik 41 Kulak çınlaması 33 Bas agrısı 40 Yine aynı arastırmada rahatsızlık sayısı ve sikayet yogunlugunun çalısılan yıl sayısıyla dogrusal bir iliski içerisinde oldugu görülmektedir (3). Genel olarak gürültüye karsı alınabilecek önlemler; yalıtım, gürültüye kaynagında müdahale, gürültünün emilmesi ve sönümleme, koruyucu kullanma ve organizasyonel önlemler seklinde degisik kaynaklarda belirtilmektedir. Ancak yapılan arastırmalarda Türkiye’de orman endüstri sektöründe bu önlemlerin yeterince uygulanmadıgı görülmektedir (3,6). Bunun baslıca nedenleri ise söyle sıralanabilir (3,6,7,8): - Isgörenin makina ile iletisim kurmakta güçlük çektigini iddia ederek koruyucu kullanmaması - Gerek koruyucuların antropometrik ölçülere uygun olmamasından gerekse diger nedenlerden ötürü isgörenin koruyucudan rahatsız olması ve alısamaması - Teknik ve psikolojik egitim eksikligi - Sermaye yetersizliginden dolayı teknolojiyi yenileme ve gürültüye karsı gerekli önlemleri almanın zor olması - Bu tür konulara yeterince önem verilmemesi Diger bir rahatsız edici fiziksel çevre faktörü de titresimdir. Ancak orman endüstri isletmelerine yönelik yapılan arastırmalarda bu konuda münferit birkaç olay dısında her hangi bir sikayet ve vakaya rastlanmamıstır (3,6). Hava Sartları Literatürde hava sartları genel olarak; nem, sıcaklık, hava hareketi ve taze hava ihtiyacı seklinde üç kısma ayrılarak incelenmektedir. Ülkemizde orman endüstri sektöründe, özellikle kereste fabrikalarında isgörenlerin yarı açık ve açık ortamlarda çalıstıgı ve dolayısıyla dıs atmosfer sartlarından direk etkilendikleri görülmektedir (3,6). Lifli ve tabakalı levha üretiminin yapıldıgı yerlerde, mobilya fabrikalarında ve kagıt fabrikalarında ise çogunlukla kapalı ortam mevcut oldugundan söz konusu faktörleri düzenlemek daha kolay olmaktadır. Ancak bu tür çalısma yerlerinin kapalı mekan olması ve havalandırma olanaklarının da yeterli olmaması durumunda yaz aylarında birtakım sorunlar dogabilmektedir (3). Özellikle nem’in fazla oldugu yörelerde sıcak ve sogugun etkisi daha fazla olmaktadır. Bu durumda yaz aylarında cilt’te yapıskanlık hissi, asırı tuz kaybı, burun ve bogazda tıkanma vb., kısın ise soguk algınlıkları, romatizmal hastalıklar vb. sikayetlerle karsılasılmaktadır (3). Zararlı Gaz, Toz ve Sıvılar Odun isleyen endüstrilerde tozun büyük problemler dogurdugu çesitli arastırmalarda vurgulanmaktadır. Özellikle Mese ve Kayın tozlarının kansere neden oldukları belirtilmektedir (9,10,11,12). Yine Hus, Kızılagaç ve Kavak tozlarının dermatitis ve kansere neden olabildikleri belirlenmistir (9,13). Bu konuda degisik agaç türleri üzerinde yapılmıs birçok arastırma bulunmaktadır. Agaç türüne, yetisme yerine, insanın yapısına ve hatta kullanılan odunun agaçtan alındıgı bölgeye baglı olarak farklı sekillerdeki olumsuz etkilenmelerden bahsedilmektedir (13). Bütün bunların yanında bilinen bir kaide; küçük çaplı ince odun tozlarının ortam havasında bulunmalarının saglık açısından daha çok risk içerdigidir (13). Yapılan diger bir arastırmada da odun tozları, 522 Ö. BARLI lakeler ve verniklerin alerji ile iliskisi incelenmistir. Sonuçta Obeche, Quercus, Fagus sylvatica, Aucoumea klaineana, Chlorophora excelsa ve Abies spp. türlerinin en sık alerjiye kaynak teskil ettikleri 157 çalısan üzerinde yapılan arastırma ile belirlenmistir. Ayrıca lake ve verniklerle çalısanlarda da alerji problemlerine rastlanılmıstır (7,11,14). Türkiye’de kereste, mobilya, yongalevha, tabakalı agaç malzeme, liflevha gibi odun isleyen fabrikalarda isgörenlerin gaz, buhar ve odun tozuna yogun bir sekilde maruz kaldıkları görülmektedir (3,6). Kereste ve parke fabrikalarında; yan alma, bas kesme, serit gibi noktalarda çalısanların diger bölümlerde çalısanlara göre daha fazla toz etkisinden sikayetçi oldukları görülmektedir (3). Levha üretiminde de; tutkal hazırlama, zımpara ve kurutucu gibi yerlerde çalısanlarda gaz ve buhar etkisinde kalma daha yogun olmaktadır (3). Ayrıca emprenye endüstrisinde kullanılan odun koruyucu maddelerin de çesitli zararlı etkilerinin oldugu bilinmektedir (15). 1993 Yılında Türkiye’de Karadeniz Bölgesin’de odun isyelen 4 isletmede çalısan 87 kisi üzerinde yapılan incelemede zararlı gaz ve tozların etkisinden dolayı asagıdaki sikayetlere rastlanılmıstır (3). Tablo 2. Zararlı Gaz ve Tozların Etkisiyle Çalısanlarda Karsılasılan Bazı Rahatsızlıklar Rahatsızlık Toplam Rastlanma Oranı (%) Bogaz gıcıklanması 27 Nefes darlıgı 19 Agız kurulugu 26 Öksürük 19 Mide bulantısı 15 Bas dönmesi 27 Alman standartlarına göre 1.1.1988 tarihinden itibaren ortamdaki bütün odun tozları için TRK degerleri eski tesisler için 5 mg/m3, yeni tesisler için ise 2 mg/m3 olarak kabul edilmistir. Bu sınırlar degisik ülkelerde agaç türlerine de baglı oralak genellikle 1-10 mg/m3 arasında belirlenmistir. Yine Alman standartlarına göre yongalevha fabrikalarında ortamda gaz veya buhar halindeki organik maddelerin (formaldehit, fenol, izosiyanat) miktarı bir metreküpte 0.12 mg’ı geçmemelidir (10,14). Ülkemizde sözkonusu sektörde çesitili önlemeler alınmıs olmasına ragmen yapılan arastırma ve gözlemlere göre gerek teknolojinin eskiliginden gerekse konunun ciddiyetini kavrayamamadan dolayı karsılasılan problemler diger gelismis ülkelere oranla daha büyük boyutlardadır. Sonuç ve Öneriler Ülkemizde ve dünyada orman endüstri sektörüne dahil edebilecegimiz kagıt, yongalevha, liflevha, mobilya, tabakalı agaç malzeme, emprenye, kereste, parke ve diger ilgili faaliyet alanlarında çalısanların saglıgını etkileyen bazı faktörler bulunmaktadır. Diger ülkelerle bir karsılastırma yapıldıgında bu faktörlerin Türkiye’de daha fazla etkili oldukları görülmektedir. Örnegin 4 isletmeyi içeren arastırmamızda kullanılan denetim listesinin sonucuna göre isletmelerin yüz üzerinden aldıkları puanlar asagıdaki gibidir (3). Tablo 3. Denetim Listesine göre fiziksel Çevre Faktörleri Bakımından Isletmelerin Ortalama Genel Puanları (100 üzerinden) Fiziksel Çevre Faktörü Isletmenin Puanı (100 üzerinden) Aydınlatma 80 Gürültü ve Titresim 46 Hava sartları 45 Zararlı maddeler 65 Sözkonusu faktörler ile ilgili olarak gerek Türkiye’de gerekse diger ülkelerde bir takım arastırmalar, tespitler, çözüm önerileri ve kanuni düzenlemeler yapılmaktadır (16). Sonuç olarak diger ülkelerdeki arastırmaları ve uygulamaları göz önüne alarak, daha çok problemin yasandıgı lükemizdeki orman endüstri sektörü için söz konusu faktörler açısından asagıdaki öneriler sıralanabilir: 1- Genel olarak saglık ve güvenlikle ilgili konular da dahil olmak üzere isgörenlerin egitimine büyük önem verilmeli ve bu isletme kültürünün bir parçası haline getirilmelidir. 2- Gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalıdır. 3- Bu konuda üniversite endüstri isbirligine gidilmeli meslek kurulusları, sendikalar ve sanayi kurulusları üniversitelerdeki arastırma projelerini tesvik etmeli ve desteklemelidir. 4- Isyerlerinde alınan önlemlere uyulmalı ve sıkı kontrolü saglanmalıdır. 5- Zamanında teknoloji yenilemeye gidilmelidir. 6- Eskiyen parçalar degistirilmeli ya da bakımları yapılmalıdır. 523 Orman Endüstri Isletmelerinde Insan Saglıgını Etkileyen Fiziksel Çevre Faktörleri 7- Çevre faktörleri açısından kontrol altında tutulabilen bir ortam olusturabilmek için özellikle kereste fabrikaları olmak üzere kapalı mekanlar kurmaya çalısılmalıdır. 8- Dogal aydınlatmayı saglayacak ve havalandırmaya yardımcı olacak yan pencerelerin olmasına ve bunların temizliginie dikkat edilmelidir. 9- Isletmelerde ergonomi’nin ilkelerine göre düzenlemeler yapılmalıdır. 10- Gerekli sosyo-teknik müdahaleleri uygulayarak isletmede teknik ve sosyal denge kurulmalıdır. 524 Kaynaklar 1. Erkan, N., Çalısma Hayatında Fizyolojik Stresler ve Ergonomi, II. Ulusal Ergonomi Kongresi, Ankara, 28, 1989. 2. Ilıcak, S., Çevre-Isyeri Kosulları ve Ergonomik Yaklasımlar, I. Ulusal Ergonomi Kongresi, Ankara, 134, 1988. 3. Edi, Ö., Isletmelerde Verimli ve Etkin Çalısmayı Etkileyen Fiziksel Çevre Faktörleri, Dört Isletmede Ulgulama, Yayınlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, I.Ü. Isletme Fak., Istanbul, 107, 1993. 4. Tan, U., Isgücü Verimliligini Etkileyen Çevresel Faktörler, Yayınlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, I.T.Ü Endüstri Müh., Istanbul, 87, 1987. 5. Erkan, N., Ergonomi, M.P.M., Yayın No:373, Ankara, 275, 1988. 6. Engür, M.O., Isgücü Verimliligi ve Ergonomi Üzerine Arastırmalar, Yayınlanmıs Yüksek Lisans Tezi, I.Ü. Orman Fak., Istanbul, 134, 1990. 7. Muluk, Z. Güray, A. Baykan, I., Ankara Mobilyacılar Sitesi Orta Ölçekli Atölyelerde Gürültü Etkilerinin Incelenmesi, I. Ulusal Karadeniz Ormancılık Kongresi, Trabzon, 8, 1995. 8. Yıldırım, M., Is Etüdü ve Planlaması, I.Ü. Orman Fak., Yayın No: 402, Istanbul, 168, 1989. 9. Nimz, H.H., Probleme, Kenntnisse und Hoffnunugen zum Thema, Holzstaub. Holz Als Roh-Und Werkstoff 46, 117-121, 1988. 10. Noak, D.,. Zur Frage einer krebsefrengenden Wirkung von Holzstaub und daraus resultirende Auswirkungen für die Spanplatten Industrie, FESYP Tech. Conf., Münih, GERMANY, 78, 1987. 11. Kersten, W. Wahl, P. Von, G., llergic Dseases of teh Respiratory Tract in the Woodworking Industry, Allergologie 17(2): 55-60, 1994. 12. Leclerc, A. Martines, M. Gerin, M. Luce, D. Burugere, J., Sinonasal Cancer and Wood Dust Exposure: Results From a Case- Control study, American Journal of Epidemiology 140 (4), 340- 349, 1994. 13. Bozkurt, A.Y. Bozkurt, T., Agaç Isleyen Endüstrilede Saglık Sorunları, I.Ü. Orman Fakültesi Dergisi 29, 60-67, 1979. 14. Lange, W. Kubel, H. und WeiBmann, G., Untersuchungen zur Cancerogenitat von Holzstaub, Holz Als Roh-Und Werkstoff 46, 215-220, 1988. 15. Kurtoglu, A., Kimyasal Odun Koruma Maddelerinin Çevre Saglıgına Etkileri, agaç Malzemenin Korunması Semineri, Ankara, 196, 1984. 16. Boland, R.A., The Imlications Of The New Health and Safety Legislation to the Woodworking Sector, Journal of teh Institute of Wood Science 13 (2), 398-403 1993.

Ağartma

Ahşap Emprenyesinde BOR Bileşiklerinin Kullanılması Yrd.Doç.Dr. İlker USTA Hacettepe Üniversitesi, Ağaçişleri Endüstri Mühendisliği Bölümü iusta@hacettepe.edu.tr 1. GİRİŞ İnsanların kullandığı çeşitli yapı malzemeleri içerisinde, ahşap (ağaç malzeme) en eski ve kullanım alanları açısından en yaygın olan malzemelerden biridir. Ancak, ahşabın doğal haldeki dayanıklılığı (başka bir deyişle, kullanım yerindeki değişik çevresel faktörlere karşı gösterdiği doğal dayanma süresi) yeteri kadar uzun olamamaktadır. Bunda, ahşabı tahrip ederek özelliğini bozan çeşitli biotik (bitkisel, hayvansal) ve abiotik (fiziksel, kimyasal, mekanik) zararlıların oldukça büyük bir etkisi vardır (Usta, 1993). · Ahşap, bitkisel (çeşitli çürüklükler yapan mantarlar) ve hayvansal (böcekler, termitler, deniz suyu içerisinde yaşayan oyucu midye, limnoria ve chelura) zararlılar karşısında yeterince dayanıklı değildir ve bunların etkileri karşısında kısa sürede çürümekte veya özelliğini önemli ölçüde kaybetmektedir. · Fiziksel faktörlerden; ateş ve rutubete karşı da emniyetli değildir. Çünkü, yüksek sıcaklık ahşabın yanarak yok olmasına sebep olmakta, yüksek rutubetlilik ise; mantar, böcek ve benzerlerinin ahşapta yaşaması için en uygun ortamı sağlamaktadır. · Kimyasal faktörlerden; metal, asit ve bazı kimyasal maddelerin korozyon, bozuşturma, renk değiştirme gibi olumsuz etkileri karşısında ahşap dirençli değildir ve kimyasallar karşısında yapısal olarak yıkımlanma eğilimi gösterir. · Mekanik faktörlerden; basınç, sürtünme, şok ve çarpma olayları karşısında oldukça hassastır ve bunların etkisine bağlı olarak ahşapta yüzeysel aşınma, deformasyon (şekil değiştirme) ve kırılma oluşabilir. Bu nedenle, geniş ölçüde ahşabı tahrip eden her türlü biotik ve abiotik zararlılara karşı ağaç malzemenin gerekli şekilde korunması (emprenye edilmesi) kaçınılmaz bir gerçektir. İlhan (1976)’a göre, yaygın bir şekilde uygulanan emprenye yöntemlerinden beklenildiği gibi yeterli düzeyde etkili sonuçlar alabilmek için; heterojen bir yapıya sahip olan ağaç malzemenin anatomik yapısının ve fiziksel özelliklerinin, ahşaba zarar veren her türlü çevresel faktörlerin niceliklerinin, koruma işleminde kullanılan kimyasal koruyucu emprenye maddelerinin yapı ve etki şekillerinin, sıvı emprenye maddesinin ağaç malzeme içerisindeki akışını oluşturan hidro-dinamik etmenlerin etkisine ait bütün özelliklerin çok iyi bilinmesi ve bunların gereğince uygulanması/önemsenmesi bir ön koşul olmaktadır. 1.1. Ahşap Koruma Ahşap Koruma terimi TS 344 ‘de “ahşabın ve her çeşit mamullerinin özelliklerini bozan veya tahrip eden zarar ve zararlılara karşı girişilen her türlü önleyici veya kurtarıcı işlemler” şeklinde tanımlanmıştır. Bu teknik tamında yer alan “zarar” kelimesi, ahşap özelliklerinin kullanılma amacına göre çeşitli etkenler nedeniyle olumsuz yönde etkilenmesi durumu olarak ifade edilirken, öncelikli olarak ahşabı tahrip eden canlı mikro-organizmalar vurgulanmıştır. Bu çerçevede, Aslan (1998)’a göre, ahşabı tahrip ederek kolayca çürümesine ve kısa zamanda kullanılamaz bir duruma gelmesine neden olan böcek ve mantar gibi biotik organizmalar için zehirli etki yapan emprenye maddelerinin kullanılarak ahşabın emprenye edilmesi halinde, korunabileceği ve böylelikle servis ömrünün uzatılabileceği mümkün olmaktadır. Ancak, bir emprenye uygulamasının başarısı, etki bakımından iyi ve koruma amacına uygun bir emprenye maddesinin kullanılması şartıyla, koruyucu maddenin ağaç malzeme içerisine mümkün olabildiğince derine nüfuz etmesi ve ağaç malzeme içerisinde yeknesak bir dağılış göstermesine bağlıdır (Usta ve Hale, 1998). Bu nedenle, ağaç malzemenin yeterli bir düzeyde korunmasını sağlamak amacıyla günümüze kadar oldukça çok sayıda emprenye yöntemi ve emprenye maddesi geliştirilmiştir. Genel olarak emprenye yöntemleri, basınç uygulamayan ve basınç uygulayan metotlar olmak üzere iki temel kategoride değerlendirilmektedir: basınç uygulamayanlar difüzyon ilkesine göre, basınç uygulayanlar ise dolu veya boş hücre prensiplerine göre modelize edilmişlerdir (Bozkurt vd. 1993). 1.2. Suda Çözünen Emprenye Maddeleri Ahşap koruma uygulamaları, farklı tarzlarda düzenlenmiş kimyasal koruyucular kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda, ahşap koruma için kullanılan emprenye maddeleri; yağlı (yağda çözünen), organik çözücülü ve suda çözünen tuzlar şeklinde üç temel grupta ele alınmaktadır. Bunlardan, suda çözünen tuzlar; temiz, kokusuz ve üzeri boyanabilir bir yüzeyin gerçekleştirilmesi açısından göreceli olarak oldukça iyi sonuçlar verdiği için, özellikle son yıllarda daha yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Genel olarak; Arsenik, Bakır, Bor, Çinko, Fluorür, Krom vb metalik bileşimler içeren suda çözünen tuzların çoğu, yanmayı geciktirici kimyasal maddelerle birlikte çözündürülebilme özelliğine de sahip olduklarından, yanma tehlikesi bulunan yerlerde kullanılacak ahşabın korunmasında oldukça önemlidirler. Suda çözünen emprenye maddeleri, değişik amaçlar doğrultusunda birkaç metalik tuzun kombinasyonu ile oluşturularak, koruma özellikleri farklı şekillerde sağlanmaktadır. Bunun için aşağıdaki gibi değişik formülasyonlar geliştirilmiş ve koruyucu tipleri oluşturulmuştur. ACA (Amonyaklı Bakır Arsenik) ACZA (Amonyaklı Bakır Çinko Arsenik) ACC (Asit Bakır Kromat) CCA (Bakır/Krom/Arsenik) CCB (Bakır/Krom/Bor) CZC (Kromlu Çinko Klorür) FCAP (Fluor/Krom/Arsenik/Fenol) PAS (Pentaklorfenol/Amonyak/Solvent) Yukarıda tipleri sıralanan suda çözünen tuzların, ait oldukları gruplara göre öne çıkan değişik karakteristik özellikleri söz konusu olabilmektedir. Bu özellikler: yıkanmaya karşı dayanıklılık, tutuşmaya karşı dirençlilik, biotik zararlılara karşı etkinlik, ağaç malzeme liflerine bağlanabilirlik vb başlıklarda değerlendirilmektedir (Nicholas, 1973). Çok bileşikli suda çözünen koruyucular, güvenilir ve ekonomiktir. Mükemmel bağlanabilir, kalıcı ve temiz bir ahşap koruması sağlayabilirler. Ancak, ahşaptaki rutubet miktarını kontrol edememeleri en önemli dezavantajlarıdır. Bu da, nüfuz derinliğinin sınırlı olduğu korunmuş bölgelerde yüzeysel çatlak ve yarıkların oluşmasına neden olmaktadır. Özellikle arsenik başta olmak üzere kullanılan bileşenlerden bazıları son derece zehirli olmakla birlikte, suda çözünen tuzlar ahşap koruma işleminin tam olarak gerçekleştirilmesi için garanti edilen yüksek bağlanma özellikleri nedeniyle tercihen kullanılmaktadırlar. Suda çözünen tuzlar içerisinde borlu bileşiklerin ayrı bir önemi olduğu için, bu araştırmada özellikle bor bileşikleri ve bunların ahşap koruma uygulamalarındaki kullanış biçimleri hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır. 2. BOR BİLEŞİKLERİ Bor, uzun yıllardan bu yana çeşitli ahşap koruyucularda aktif madde olarak kullanılmaktadır. Eaton ve Hale (1993)’e göre; göreceli olarak daha güvenli ve çevre dostu kabul edilen bor, özellikle böcek zararlarına karşı kullanılmakla birlikte, mantara karşı da oldukça etkili bir koruyucudur. Bor bileşikleri suda yüksek oranda çözünebilme özelliğine sahiptirler. Bu nedenle, Avustralya Orman Ürünleri Dairesi CSIRO tarafından İkinci Dünya Savaşı sırasında kurutulmamış keresteye zarar veren Lyctus kemiricisi ile mücadelede borik asit ve borat başarıyla kullanılmıştır. Bu nedenle, Avustralya’da (özellikle Queensland ve New South Wales eyaletleri) ile Yeni Zelanda’da konut ve mobilya sektöründe kullanılacak kerestelerin Lyctus zararlısına karşı korunmasına dair yönetmeliğin 1945’de yürürlüğe girmesiyle birlikte kerestelik ahşap borik asitle işleme tabi tutulmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde son zamanlarda gerçekleştirilen çalışmalar, her ne kadar buhar-vakum döngüsünden sonra yaş haldeki tomrukların boratlarla basınç altında işlenebilme potansiyelinin bulunduğunu gösterse de (Barnes ve Williams, 1988), 46:54 oranında borik asit (H3BO3) ve boraks (disodyum tetraborat, Na2B4O7.10H2O) karışımından hazırlanmış disodyum oktoborat tetrahidrat (Na2B8O13.4H2O) içeren borlu koruyucuların difüzyon yöntemiyle ahşaba daha iyi nüfuz ettiği belirlenmiştir (Tamblyn, 1985). Bunun için, yaş haldeki tomruk parçaları sulu bir oktaborat solüsyonu içerisine kısa bir süre daldırılıp çıkartıldıktan sonra istife alınarak, ahşabın yavaş bir şekilde kuruması için üzeri plastik örtüler ya da tarpolin (branda) ile iyice örtülür. Bu işlemde kullanılan solüsyonun içerisinde bulunan suyun, ağaç malzemenin kendi bünyesindeki suya göre daha yüksek düzeyde yoğunluğa sahip olması durumu, iki taraf arasında osmotik basınç olarak tanımlanan bir basınç farkını oluşturacağı için, liflere bağlanmaya hazır durumda bulunan emprenye çözeltisinin mümkün olabildiğince ağaç malzemenin derinliklerine doğru iyice nüfuz etmesi açısından oldukça elverişli bir ortam oluşturmaktadır. Ancak bor bileşikleri, ahşabın kullanıldığı yerlerde rutubete maruz kalması halinde ağaç malzeme liflerine yeterli düzeyde tutunamayarak akmaktadır. Dolayısıyla, bor bileşikleri kullanılarak emprenye edilmiş ahşabın, yapılarda su-basman seviyesi üzerinde kullanılması daha güvenli olmaktadır. Eaton ve Hale (1993)’e göre, bor bileşikleri; gama-HCH ve sodyum pentaklorofenat ile birlikte kullanılarak özellikle geniş yapraklı ağaçlarda görülen renklenme problemine karşı bir ajan olarak denenmiştir. Buna ek olarak, tri-heksilen glikol borat gibi organik solventler içerisinde çözünebilen bor glikol esterleri ve mono-etilen glikol içerisinde hazırlanan boratlar ile gerçekleştirilen bazı tedavi edici işlemler üzerinde çalışılmıştır. Bu bağlamda, ahşap korumada ve tedavi edici işlemlerde kullanılan bor bileşenlerinin geliştirilmesi/kullanılması Dickinson ve Murphy (1989) tarafından etraflıca incelenmiştir. Burton vd (1990) ise, ahşabın buharlaştırılmış organoboratlar ile ön işlemden geçirilmesi yöntemini tanıtmıştır. 2.1. BFCA (Bor/Fluorid/Krom/Arsenik) BFCA (Bor/Fluorid/Krom/Arsenik) tuzları ilk kez 1955’de Avustralya’da geliştirilmiş olup içeriğinde; bor, fluorid, krom ve arsenik bulunmaktadır. Bu tuzların günümüzde kullanılan formülleri 1963 yılında düzenlenmiştir. Ahşap, tuzlu karışım içeren konsantre solüsyonlara daldırılmaktadır. Bu işlemden sonra solüsyon ahşaba iyi nüfuz olabilmektedir. Borlu bileşikler kullanılarak yaş haldeki tomrukların korunması amacıyla uygulanan difüzyon yöntemi, düşük maliyetinden ötürü özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir şekilde kullanılmakta ve bunlarla ilgili geliştirilen standartlara göre ahşap koruma işlemi gerçekleştirilmektedir. Örneğin, Papua Yeni Gine’de BFCA koruyucu bileşiği, inşat sektöründe kullanılacak ağaç malzemeye uygulanan daldırma işleminde kullanılmak üzere formüle edilmiştir. Tipik bir BFCA formulasyonu Çizelge 1’de gösterilmiştir. Çizelge 1. BFCA (Bor/Fluorid/Krom/Arsenik) koruyucu bileşiği (Eaton ve Hale, 1993). BileşikKarışım değeri (%)Elementler (%) Borik Oksit (B2O3)30 Anhidrüs Boraks (Na2B4O7)23B, 14.3 Sodyum Fluorid (NaF)20F, 9.0 Sodyum Dikromat (Na2Cr2O7)12Cr, 4.2 Arsenik Pentoksit (As2O5.2H2O)15As, 8.5 Ancak, BFCA ile tavsiye edilen %30’luk konsantrasyonun sağlanabilmesi için birkaç hafta gibi uzun bir difüzyon süresi gerektiği için, ahşabın ıslak bir şekilde tutulması amacıyla bu işlem süresince kerestenin tarpolin altında sıkı sıkıya kapalı bir vaziyette bekletilmesi zorunluluğu vardır. Çünkü; bor ve fluoridli bileşikleri içeren formülasyonlar oldukça yüksek bir akışkanlık özelliğine sahip olduklarından, depolama süresince yaş ağaç malzeme tarafından iyi nüfuz edilirler. Buna karşın, krom ve arsenik daha az bir düzeyde difüze olurlar ve özellikle ahşabın yüzeyine yakın alanlarda yığılırlar. Daha önce açıklandığı gibi, eğer ahşap rutubetli ortamda konuşlandırılırsa, bor ve fluorid yıkanma özellikleri nedeniyle malzemeden kolayca akarak uzaklaşabilirler. 2.2. CCB (Bakır/Krom/Bor) CCA (Bakır/Krom/Arsenik) koruyucularıyla ilgili olarak, özellikle bunların ihtiva ettikleri arsenik muhteviyatının çevre temizliği ve insan sağlığı açısından ortaya çıkardığı muhtemel zararlar ve ağaç malzeme liflerine hızla bağlanabilme özelliklerine rağmen geçirgenliği düşük ahşapların emprenyesinde karşılaşılan problemler nedeniyle pek çok eleştiri getirilmiştir. Bu sorunların giderilmesi için; çeşitli bilimsel araştırmalar/denemeler yapılarak, suda çözünen çevre dostu yeni emprenye maddesi formülasyonları üzerinde çalışılmıştır. Richardson (1993)’e göre, arseniğin bor ile değiştirilmesi ile oluşturulan CCB (Bakır/Krom/Bor) formülasyonu diğerlerine göre oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Borun ahşap korumasında kullanılması fikri, ilk kez 1913’de krom-bor kombinasyonları şeklinde Wolman tarafından önerilmiş ve daha sonraki yıllarda alev durdurucu özelliği nedeniyle Celcure F karışımlarında dikromatlar yerine boratın kullanıldığı bakır formülasyonları geliştirilmiştir. CCB koruyucuları, ilk olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında Kamesan tarafından Hindistan’da geliştirilmesine rağmen, kombinasyon içeriği bağlamında ilk düzenlemeler 1960’da Almanya’da yapılmıştır. Bunun ilk örneği; piyasaya Ahic CB adıyla sürülen ve daha sonra Wolmanit CB olarak tanıtılan üründür. Wolmanit CB içerisindeki toksin bileşenler sırasıyla %10.8 CuO, %26.4 CrO3 ve %25.5 H3BO3’tür. CCB koruyucularının gelişimi, özellikle CCA imalatçıları tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Çünkü; CCA ile geçirgenliği zayıf ahşabın emprenye edilmesinde karşılaşılan güçlükler, her ne kadar CCB kullanılarak borun derinlemesine nüfuz etmesiyle bertaraf edilse de, bor ağaç malzemeye bağlanmayan bir elementtir. Bu ise, tıpkı ladin türünde olduğu gibi, göbek kerestesinin de dayanıklı olmadığı durumlar için oldukça önemli bir faktördür. Richardson (1993)’a göre, CCB etkinliği ile ilgili olarak, ahşap tel direkleri ve çit kazıkları üzerinde yapılan denemelerde son derece iyi sonuçlar elde edilmiştir. Örneğin; ladin gibi geçirgenliği düşük ağaç malzemede CCB koruyucuların performansının yüksek olduğu, boratın sürekli difüzyonu sayesinde iyi bir nüfuzun sağlandığı belirlenmiştir. Buna karşın, düşük düzeydeki geçirimlilik nedeniyle emprenye maddesinin sızma/yıkanma şeklinde akarak ahşaptan uzaklaşabileceği tespit edilmiştir. 2.3. Bakır ve Çinko Boratlar Bor bileşiklerinin kullanımı açısından, yaygın olan diğer çözümlerden birisi de borat bağlama sistemlerinin geliştirilmesidir. Bu çerçevede, Amonyak/Bakır/Borat sistemleri ilk defa 1965’de kullanılmaya başlanmış ve 1978’de büyük ölçüde geliştirilmiştir. Ancak bu sistemler, muhtemelen ticari sebepler yüzünden, hiçbir zaman yoğun bir biçimde kullanılmamıştır. Her ne kadar amonyum, emprenye işleminin son vakumlama evresi ile buna müteakip evrelerde açığa alınmakla birlikte, yavaş bağlanması istenmeyen ve kontrol edilmesi zor bir durumdur. Bu problem, amonyumun buharlaşma özelliği ile bağlanan koruyucu sistemlere özgü bir problemdir. Richardson (1993)’a göre, alternatif ve daha basit bir sistemde ise, borik asit ile bakır ya da çinko kullanılmaktadır. Bu karışımlarda ufak miktarda asetik asit buharlaşma yoluyla bağlanmaktadır. Karışım oranları alternatif boratlar elde etmek amacıyla ayarlanabilse dahi, sızıntıya karşı en iyi direnç fazla bakır ve çinko kullanıldığında elde edilmektedir. 2.4. Timbor Boratlar, normal emprenye yöntemleriyle uygulanabilmekle beraber, en fazla etkiyi difüzyon yöntemiyle uygulandıklarında gösterebilmektedirler. Buna göre; kabukları yeni soyulmuş ve rutubet miktarı %50 düzeyinde bulunan tomruklar, daldırma ya da püskürtme uygulamasıyla boratlarla koruyucu işleme tabi tutulurlar ve bu şekilde işlenen tomruklar daha sonra birbirleriyle yakın mesafede olacak biçimde bağlanarak bekletilirler veya ahşaptaki nemin hemen buharlaşmasını önlemek maksadıyla özel hazırlanmış depo odalarına yerleştirilirler. Bu sayede, borat uygulamasının mümkün olabildiğince ahşabın derinliklerine kadar nüfuz etmesi sağlanmaktadır. Borik asit ve sodyum tetraborat (boraks) yeterince çözünememekle birlikte, daha yüksek bir konsantrasyonun sağlanabilmesi için 1 ölçü borik aside karşılık 1.54 ölçü sodyum tetraborat dekahidrat kullanılarak oluşturulan karışımın kurutulmasıyla Polybor olarak da bilinen Timbor ürünü elde edilmektedir. Timbor; ahşap koruyucu olarak kullanıldığında, içeriğinde %117.3 borik asit (H3BO3) değerinde bor ihtiva eden disodyum octaborat tetrahidrat (Na2B8O13.4H2O) maddesi bulunmaktadır. 2.5. Diffusol Timbor örneğinde olduğu gibi, yüksek borik asit (H3BO3) eşdeğerliğine ve mükemmel çözünebilme kabiliyetine rağmen, ağaç malzemenin kalınlığıyla değişecek olan gerekli konsantrasyonları sağlamak için bu tür solüsyonları yine de ısıtmak gerekmektedir. Bu sayede, ahşabın enine kesit alanına bakılmaksızın bağlanma işlemi tüm yüzeylerde yeknesak olarak eşit bir biçimde gerçekleşebilecektir. Bu nedenle, 25 mm kalınlığındaki bir ahşap için minimum solüsyon konsantrasyonunda %2O oranında H3BO3 kullanılması ve en az 40°C sıcaklık ile koruma işlemine tabi tutulması gerekmektedir. Kalınlığın artması halinde hem solüsyon konsantrasyonu hem de sıcaklık değeri arttırılmalıdır. Örneğin; 75 mm kalınlık için %40 ve 57°C (Richardson, 1993). Timbor ile gerçekleştirilen difüzyon yöntemi, tüm dünyada en yaygın olarak kullanılmış bir uygulama biçimi olmakla birlikte 25 mm kalınlığındaki ağaç malzemenin korunması için en az 4 hafta bekletme süresine ihtiyaç duyulması nedeniyle, işletmelere yüksek sermaye maliyeti ve faiz yükü getirdiğinden bu sistemin kullanımı pek çok ülkede artık durdurulmuştur. Ancak, sistem yine de dayanıksız tropik ağaçların işlenmesinde halen pek çok gelişmekte olan ülke için en iyi sistem olma özelliğini korumaktadır. Diffusol, ısıtma olmaksızın uygun yüzey uygulamasıyla sağlanabilen kalınlaştırılmış bir borat işlemidir. 2.6. Timbor Rods – Boracal 20 – Boracal 40 – Trimetil Borat (TMB) Sodyum oktaborat tetrahidrat; pencere çerçeveleri, kiriş ve kiriş uçları gibi ıslak dış duvarlarda bulunan yapı elemanları ile direk ve traverslere çakılmak suretiyle ahşap malzemenin ıslanmasına karşı bir koruyucu önlem olarak, Timbor şişleri/çubukları şeklinde de kullanılabilmektedir. Boracol 20 ve Boracol 40 ise, sırasıyla %20 ile %40 oranında disodyum oktaborat tetrahidrat içeren konsantre borat solüsyonlarıdır. Bunlar genellikle, Timbor şişlerinin alternatifi olarak, ciddi mantar çürümesiyle karşı karşıya olan ağaç malzemede açılan deliklerin içerisine çakılarak genellikle tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Trimetil borat (TMB) ise, buhar evresi işlem olarak uygulanabilen son derece uçucu bir bileşik olup normal sıvı işlemleri geçirmeyen ahşabın içlerine nüfuz edebilmesi amacıyla uygulanmaktadır. Bu işlemi takiben uygulanan buharlama işlemi ise, borik asidin ahşap içerisinde tutundurulmasını sağlamak üzere TMB’yi hidrolize etmektedir. 2.7. Borester 7 Boratlar, özellikle Lyctus kemirici istilasına maruz kalan geniş yapraklı ağaç türlerinden elde edilmiş kerestelerin korunmasında kullanılmaktadır. Boratlar, düşük konsantrasyonlarda dahi etkili olabildikleri için daldırma ya da püskürtme yöntemiyle kolayca uygulanabilmektedir. Bu amaçla, örneğin Avustralya’da borik asit solüsyonları kullanılmaktadır. Boratlar; alkalisi yüksek pH işlemleri kadar etkili olmakla birlikte, borik asit ya da yüksek çözünürlüklü karışımlara kıyasla sodyum tetraborat daha güvenilir olduğundan, renk mantarlarına karşı da oldukça etkilidirler. Ancak, boratlar Penicillium ve Trichoderma gibi yüzeysel küflerde yetersiz kaldıklarından, bunların sodyum pentaklorfenat gibi diğer etkili toksikantlarla birlikte kullanılması gerekmektedir. Borester 7 ve heksilen glikol biborat, borat esterleridir ve borik asidin organik solvent formüllerinde kullanılmasını sağlamaktadırlar. 2.8. Tanalith CBC – Celcure M Tanalith CBC ve Celcure M, CCB ürünleri arasında diğerlerine kıyasla daha pahalıdır. Bunun başlıca sebebi, özellikle arsenik içeriği nedeniyle CCA tipi koruyucuların emprenyede kullanımına karşı bir çekince gösterildiği ve diğer tiplerin özellikle tercih edildiği ülkelerde ahşap koruma uygulamalarını denetleyen yetkili makamların daha uzun bağlanma süresini istemeleridir. Bu türdeki CCB koruyucuları, yavaş bağlanmaları sayesinde Boucherie adı verilen yer değiştirme prensibine göre besi suyunu çıkarma yöntemiyle uygulanmaktadır. Wolmanit CB’nin geliştirilmesiyle, bu uygulamada kullanılan başlıkların tasarımında önemli derecede iyileşme sağlanmıştır. 2.9. Klorfenatlar Tek başına ya da borat kombinasyonlarıyla kullanılan sodyum pentaklorofenat, renklenme tedavisi açısından bilinen en iyi emprenye maddesidir. Bunlar, ahşap koruyucu formüllerinde de bileşen olarak kullanılmaktadır. Örneğin; Wolman FCAP (Fluor/Krom/Arsenik/Fenol) tuzlarının içerisinde kullanılan dinitrofenolün yerine kullanılabildiği gibi, bakır ya da çinko pentaklorfenatların depolandığı iki kademeli çeşitli tedavilere de temel teşkil etmektedir. Bu noktada, sodyum pentaklorofenat ve bakır sülfat solüsyonları bir organometalik bileşik olan bakır pentaklorofenatın ağaç malzemede birikmesini sağlamaktadır. Bakır pentakloropenat, KP Cuprinol ile diğer koruyucular içerisindeki aktif maddelerden biridir. 3. SONUÇ Suda çözünen tuzlar içerisinde bor bileşiklerinin ayrı bir yeri vardır. Çünkü; diğer suda çözünen tuzlar en az hava kurusuna kadar kurutulmuş ahşabın vakum-basınç uygulamasıyla dolu hücre metoduna göre korunmasını sağlarlarken, bor bileşikleri genellikle taze haldeki ağaç malzemenin difüzyon yöntemiyle korunmasını gerçekleştirirler. Bunun için batırma metodu ile ahşabın korunmasında disodyum oktaborat tetrahidrat (Na2B8O13.4H2O) olarak yaygın bir şekilde bor bileşikleri ile borik asit (H3BO3) kullanılmaktadır. Boratlar; aleve dayanıklılık gibi genel karakteristik özelliklerinin yanı sıra, hem mantar önleyici hem de böcek kovucu özelliklere de sahiptirler ve olağanüstü nüfuz kabiliyetleri nedeniyle tek başına kullanıldıklarında dahi son derece etkin bir koruma sağlayabilirler. Diğer yandan, sodyum iyonlarının atmosferdeki karbonla nötrleşmesi sonucu ortaya çıkan borik asidin normal sıcaklıklarda son derece düşük bir çözünme değerinin bulunması, buharlaşma ile kaybolabilecek emprenye maddesi miktarını sınırlandırmaktadır. Ancak, fazlasıyla çözünür olmaları nedeniyle ağaç malzeme liflerine yeterince bağlanamayan boratlar, sızıntı veya ıslak zemin temasıyla karşı karşıya kalan ahşabın korunmasında yetersiz kalmaktadırlar. Bu nedenle, bor bileşikleri kullanılarak emprenye edilmiş ahşabın, toprakla temas etmeyecek şekilde, yapılarda özellikle su basman seviyesi üzerinde kullanılması gerekmektedir. KAYNAKÇA Aslan, S. 1998. Ağaç Zararlıları Koruma ve Emprenye Teknikleri. KOSGEB Yayınları, Ankara (272 s.). Barnes, H.M. ve Williams,L.H. 1988. Pressure treatment of a partially seasoned domestic hardwood with a polyborate. Forest Products Journal, 38(10): 37-38. Bozkurt, A.Y., Göker, Y. ve Erdin, N. 1993. Emprenye Tekniği. İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi Yayınları, Yayın No: 3779/425. Burton, R., Bergervoet, T., Nasheri, K., Vinden, P. ve Pge, D. 1990. Gaseous preservative treatment of wood. International Research Group on Wood Preservation, Document No: IRG/WP/3631. Dickinson, D.J. ve Murphy, R.J. 1989. Development of boron wood based preservatives. Annual Convention of British Wood Preservation Association: 35-44. Eaton, R. A. and Hale, M. 1993. Wood: Decay, Pests and Protection. Chapman and Hall Ltd., London (546 s.). Ilhan, R. 1976. Investigations of the treatability of various commercially significant Turkish timbers. International Research Group on Wood Preservation, Document No: IRG/WP/370E. Nicholas, D.D. 1973. Wood Deterioration and Its Prevention by Preservative Treatments. Volume 2: Preservatives and Preservative Systems. Syracuse University Press, New York (402 s.). Richardson, B.A. 1993. Wood Preservation. 2nd edition. E & FN Spon, Chapman and Hall Ltd., London (226 s.). Tamblyn, N.E. 1985. Treatment of wood by diffusion. In: Preservation of Timber in the Tropics. (Edit by W.P.K. Findlay, Martinus Nijhoff/Junk (121-140). TS 343 1982. Ahşap Koruma Genel Kuralları. Türk Standardları Enstitüsü, Ankara (9 s.). Usta, İ. 1993. Türkiye ağaç malzeme emprenye edndüstrisinin bugünkü durumu ve geliştirilmesine ilişkin öneriler. Yüksek Lisans Tezi, H.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara (139 s.). Usta, İ. ve Hale, M. 1998. Ağaç malzemenin korunması gerekliliği. Yapı Dünyası, Temmuz (28): 50-53.

Fizibilite

YATIRIMDAN ÖNCE FİZİBİLİTE Sabit TUNÇEL (Mba) Ağaçişleri End.Yük.Müh. Ülkemizde ahşap sektörü son dönemlerde hızla gelişen teknolojik bir ivme kazanmıştır. Alışa geldiğimiz klasik marangoz atölyelerinden sanayinin en son gelişmiş teknolojisine sahip. Bilgisayar destekli makinalar ile zamana karşı bir yarışa girmiştir. Artık ülkemizde mobilya sektöründe bu tip son sistem teknolojik makinelerle üretim kalitesi yükselmiş, üretim zamanı kısalmış, fire oranları minimum. düzeye çekilmiş ve bunlara bağlı olarakta, emek yoğun üretimden, makine yoğun üretime geçen sanayimiz, ile birlikte nihai tüketiciye, daha uygun fiyat ve yüksek kalitede ürünler sunulmaya başlanmıştır. Tabiki bunun bu aşamaya gelmesinde akademik kadroların etkisini yabana atmamalıyız. Bu sistemlerin kurulması, yönetimi ve işleyişi konularında ülkemizde iki üniversite bu alanda mühendis yetiştirmektedir. Bunlardan 1.’si “Ağaçişleri Endüstri Mühendisliği” 2.’si” “Orman Endüstri Mühendisliği” dir. Sanayimiz bu okullardan mezun olan meslektaşlarımızı Üretim, Planlama, Ar-Ge, Kalite kontrol, satış ve projelendirme gibi departmanlarında istihdam ederek, son sistem toknolojik makinalardan maximum düzeyde verim almak ve optimum faydayı sağlamak konusunda, son derece isabetli karar alarak hareket etmişlerdir. Ancak sektörümüz girişimcilerinin pek uygulamadığı veya yüzeysel olarak uyguladıkları önemli bir nokta var ki; bu hem ülkemizin döviz kaynaklarını ve hemde girişimcilerimizin finansal kaynaklarını etkilemektedir. Nasıl ki; fabrikanın işletim planlaması kalite konturolü v.b. departmanların da mühendis kadroları oluşturarak verimi optimum düzeylere çekilmek isteniyorsa, bunun kuruluş aşamasında konusunda (sektörde) tecrübeli mühendislere fizibilitasyon yaptırılarak, makine parkurunu kurmak ve bu organizasyonu, belli bir yol katettikten sonra değilde, başında sağlıyarak belli hedeflere hazırlıklı olarak yola çıkmak, birçok engeli önceden aşmak olacağından. Yolu yarı yarıya katetmek demektir. Burada şunu vurgulamak istiyorum. Sayın girişimciler, böyle bir sanayi tesisi kurmadan önce bir fizibilite raporu hazırlatmanız sizlerin yönünüzü çizmede, hedeflerinizi taiin etmede ve bu hedefler için gerekli şekilde önünüzü görmenizde, ayrıca doğru makine parkurunun seçiminde çok büyük ışık tutacaktır. Sonuçta böyle bir çalışma sanayicilerimizin tünelin sonundaki ışığı teknik boyutları ile görmelerini sağlıyacağı gibi. Fabrikaya start verildiğinde sorunların birçoğu arkada bırakılıp, hedefe daha kısa zamanda ulaşılmasında etkendir. Sanayicimiz genelde tesis kurarken fuarları gezerek hangi makineyi almalıyım düşüncesinden hareket etmektedir. Böyle bir yaklaşımda tesiste farklı kapasitelere sahip makinelerin birbirine uygun entegrasyonunun sağlanamaması sonucunda, atıl kalan makinelerin işletmeye extra yük getirmesi, yeterli pazar araştırmasının olmaması sonucunda farklı pazarlara yönelme isteği. Makine yatırımına ek yükleri beraberinde getirirken, işletmeyi finansal açıdan dar boğaza itmektedir. Ayrıca uygun istif ve ara stok alanları oluşturulmadığından, fabrikada sıkışık veya dağınık bir sirkilasyonun oluşması kaçınılmazdır. Buna bağlı olarak transport hatları günü kurtaracak çözümlere yönelmek durumunda kalmıştır. Benim burada vurgulamak istediğim nokta şudur. Eğer sanayicimiz bir tesis kurmak istiyorsa bunun profesyonel yaklaşımı detaylı bir fizibilite raporundan geçmektedir. Ahşap sektöründe fizibilite raporu deyince ilk akla gelen üretilmesi istenilen konuya göre makinelerin seçilmesi ve bunların iş akışına göre yerleşim planının yapılması gelmektedir. İstisnaların haricinde şimdiye kadarda bu hep böyle olmuştur. Artık ülkemizde de bu konuya yeni bir anlayış ile yaklaşmanın zamanı gelmiştir. Yeni diyorum çünki, pratikte yeni. Konu ile ilgili önerimiz şu. Girişimcilerimiz ahşap sektörüne yönelmek, kalitesi, teknolojisi ve organizasyonu ile bu sektörde söz sahibi olmak için. Böyle bir işe karar verildiğinde, henüz fabrika yerinin tesbiti yapılmadan bir fizibilite raporunun hazırlatılması çok büyük önem arz etmektedir. Yalnız bu rapor yukarıda da anlattığım gibi makine parkuru seçimi ve fabrika yerleşim planının çizilmesinden ibaret olmamalıdır. Böyle bir fizibilite raporunun hangi sırayı izlemesi ve kapsamını, ana başlıklar halinde şu şekilde sıralıyabiliriz. 1. Ürün seçimi 2. Fabrika arazisinin seçimi 3. Fabrika binasının inşaat planının hazırlanması 4. Makinelerin seçimi ve üretim kapasite raporunun çıkarılması 5. Makine parkurunun oluşturulması ( fabrika planı) 6. Toz emme ve basınçlı hava sistemlerinin fabrika için gerekli ihtiyacının tespiti ve projelendirilmesi 7. Fabrikanın işletimi için gerekli elektrik enerjisinin teminin de kullanılacak panoların oluşturulması ve projelendirilmesi 8. Fabrikanın kapalı alanlarının ısıtma sisteminin projelendirilmesi 9. Makine parkuru ve üretilecek ürüne göre istihdam edilecek eleman sayısının tesbiti ve bunların işletmeye getieceği yükün global olarak çıkarılması 10. Fabrika için gerekli olan idari ve teknik personelin tesbiti ve işletmeye getireceği yükünn global olarak çıkarılması 11. Üretim sisteminde izlenecek form ve prosedürlerin tesbiti 12. Fabrikanın kapasitesi doğrultusunda yapacağı üretime göre ne zaman başa baş noktasına ulaşacağının tesbiti 13. İşletmenin sağlıklı yürüyebilmesi için gerekli departmanların oluşturulması, yani organizasyon şemasının hazırlanması ve bu şema doğrultusunda hiyerarşik düzenin çıkartılmasına bağlı olarak tüm departmanların görev tanımlarının yapılması 14. Departmanlar arası kullanılacak formların düzenlenip işleyiş sisteminin oluşturulması 15. Satınalma ve pazarlama politikalarının tesbiti 1. ÜRÜN SEÇİMİ: Müteşebbis ne üretmek istediğini tespit etmiş olabilir. Ama danışman şirket veya kişi üretilmek istenen ürünün pazar araştırmasını yaparak ürünün pazar paylarını çıkartması gereklidir. Eğer seçilen ürü-nün pazar payı sınırlı ise farklı bir kaç ürünün pazar araştırması yapılarak uygunluğu rapor edilmelidir. Bu aşamada seçilen ürün doğrultusun da diğer aşamalara geçilir. 2. FABRİKA ARAZİSİNİN SEÇİMİ: Üretim sistemlerinin oluşumunda tesislerin kurulacağı coğrafi konu-mun saptanması önceliklidir. 2.1. Fabrikanın coğrafi konumu yerleşim düzenini yatırım ve işletme maliyetini, organizasyonunu önemli ölçülerde etkilemektedir. Ayrıca fabrikanın kurulacağı bölgenin seçimini etkileyen fiziksel faktörlerden biride enerji kaynakları ve enerji maliyetleridir. Fabrikada yapılacak üretim için gerekli olan yan sanayiin bulunması hammadde tedarik ve depolama olanakları, mamullerin, hammaddenin ve yarı mamulün fabrikaya veya fabrikadan naklinde demiryolu, liman veya karayoluna yakınlığı oldukça önemli bir fiziksel faktörü teşkil etmektedir. İşletme ve yatırım maliyetleri açısından fabrikaya gelen ve giden malların nakliyesi ile ilgili maliyetler ulaşım organlarına yakınlık ile doğrudan bağlantılıdır. Bölgesel işçi ücretleri düzeyi, vergiler, teşvikler, arazi fiatları, inşaat masrafları gibi faktörler fabrikanın bulunduğu konuma bağlı olarak değişirler. 2.2. Fabrika yerinin seçimi ve kurulacağı yerin kesin olarak belirlenmesi bazı aşamalardan geçilerek yapılan detaylı çalışmalar ile mümkün olur. Ancak bu konuda mevcut genel teorilerin veya formüllerin spesifik bir probleme doğrudan uygulanabilmesi olanaksızdır. Çünki her problemin kendine has bir takım özellikleri vardır. Dolayısı ile bu gibi genel formüller çalışmalara sadece yol gösterici bir katkı sağlıyacaktır. Yani sorunlara göre yeni yöntemler bulunmasında anahtar görevi yapacaktır. 2.3. Fabrika yer seçimi 3 aşamadan oluşmaktadır. a-Fabrikanın kurulacağı bölgenin seçimi, bu ortak özelliklere sahip bölgelerde olabilir. b-Bölgenin spesifik bir yerinin belirlenmesi. c-Belirlenen yer sınırları içerisinde fabrikanın kurulacağı arazinin seçilmesi. 2.3.a- Fabrikanın kurulacağı bölgenin seçimi: Bölge analizinde dikkat edilecek faktörlerde şu şekilde sıralanabilir. a- Enerji kaynaklarının durumu ve maliyetleri b-Yan sanayi kuruluşları c-Ulaşım olanakları d-Miktar, kalite ve ücret açısından iş gücü kaynakları e-Yasaların belirlediği teşvik edici veya kısıtlayıcı faktörler f-Ürüne olan talep ve dağıtım olanakları açısından pazar elverişliliği g-Hammadde ve yarı mamul kaynaklarının şimdiki ve gelecekteki durumu Tüm bu faktörler göz önünde bulundurularak bölgenin seçimi yapılır. Bu faktörler işletmenin yapısına, üretim çeşidine ve girişimcilere göre kendi aralarında öncelik gösterirler. 2.3.b-Yer ve Arazi Seçimi: Bölge tesbiti yapıldıktan sonra, o bölgede şehir, kasaba ve daha küçük yerleşim yerlerinin tesbiti yapılarak incelenir. Daha sonra aday yerlerde bulunan fabrika kurulabilecek uygun arazinin seçimi yapılır. Arazinin seçiminde ki; kriterler daha teknik düzeyde dir. Bölge seçiminde ki; analizlerde kullanılan kriterler makro ekonomik niteliktedir. Oysa, arazi seçimindeki kriterler, bölge seçimindeki kriterler ile aynı ismi taşımalarına karşın, mikro düzeyde incelenir. Ayrıca yer seçiminde başa baş analizi ve kalitatif faktörlerin analizide önemlidir. Para ile ölçülemiyen değerleri matematiksel olarak değerlendirmek suretiyle, daha iyi bir tahlil yolu uygulanır. Bu kriterler doğrultusunda bölge, yer ve arazi seçimi yapılır. Bunun sonucunda, elimizdeki analiz ve raporlara göre, 1. öncelikli, 2. öncelikli, 3. öncelikli yerler ve araziler tesbit edilmiş olur. Bu üç farklı arazi yeri son olarak girişimcinin düşünceleri ile de, bir bütünlük kazanarak, nihai yerin tesbiti yapılır. 3- FABRİKA BİNASI, MAKİNELER ve MAKİNE YERLEŞİM PLANININ OLUŞUMU Yukarıda 3-4 ve5’ci maddeler olarak kapsama aldığımız. fabrika binası, makinelerin seçimi, makine parkurunun oluşturulması. Kriterlerinden, bir tanesini dikkate almadığımız durumda, bir takım problemler ile karşılaşabiliriz. Buüç madde birbirine bağlantılı ve birbirinden bilgi alarak çalıştığı için birlikte incelemeliyiz. Bu aşamaya gelindiğinde, öncelikle sektörün durumu dikkate alınarak teknoloji seçimi yapılır.Teknolojiye uygun proses doğrultusunda da makine parkuru için gerekli makinelerin seçimi yapılır. Dikkat edilecek nokta, yapılacak üretime en uygun makineleri seçmenin yanısıra, bir birleri ile entegrasyonunun sağlanabilmesinde istenilen kalitede mamul üretmesi ve teknik servislerinin yeterli seviyede hizmet veriyor olmasının yanısıra, yedek parça ve kesici, öğütücü gibi, bıçaklarının da kolay temin edilebilir olması gibi, kriterleride göz önünde bulundurmak gereklidir. Fabrika düzenleme, üretim araçlarının, yardımcı tesislerin veya iş istasyonlarının, taşıma, depolama, kalitekon-trol gibi, üretim ile ilgili faliyetlerin fiziksel konumları açısından bir bütün olarak kordine edilmesine denir. Buna göre istenilen teknoloji ve yapıya göre makine seçimleri yapıldıktan sonra bu makinelerin fabrika içinde-ne şekilde dağılması yani, makine parkurunun dizaynı gelmektedir. Fabrika yerleşim düzeni üretimin kalitesi ve akışkanlığı konusunda oldukça önemlidir. Aksi taktirde aşağıdaki sorunlar ile karşılaşılması kaçınılmazdır. a-Malzemelerin veya yarı mamullerin gereksiz yerlerde yığılmasına b-Üretim periyodunun uzamasına. c-İş akışının, işçinin ve malzemenin konturolünde etkisiz kalınmasına d-Fabrika alanından tam yararlanamama e-Kalifiye işçilerin gereksiz taşıma işleri yapmasına f-Stok alanlarının ve üretim yerlerinin kalabalık olmasına neden olur. Fabrika planının amacı: a-Makinelerin entegre bir şekilde en uyumlu bir kordinasyon ile yerleştirilmesi b-Malzeme ve insan hareketleri en kısa yoldan ve kontrol edilebilecek biçimde yapılmalı c-Yardımcı tesisler ihtiycı karşılıyacak yerlerde olmalı d-İleride genişleme veya değişikliğe cevap verebilecek uygun esneklikte olmalı e-İşçiler rahat ve emniyetli çalışabilme, gözlemciler az yorularak etkili bir kontrol sağlıyabilmeli f-Ara stok alanları ihtiyaca uygun ve dengeli biçimde dağıtılmalı. Bu amaçların hepsini bir arada gerçekleştirmek oldukça güçtür. Dolayısıyla en uygun yerleşim planı, çeşitli yan amaçların uygun düzeyde karışımını veren optimal çözüm olmalıdır. Fabrika binası: Burada yaklaşımı şu şekilde yapabiliriz. Elimizde büyüme alanı, yolu, tesisleri v.s.ile bir arazi var. Bu arazi üzerinde kapalı alan m²’si belli buna göre yapacağımız yaklaşım, makine parkuru dizayn edilir (bu dizayn proseslere göre tesbit edilir) Sonucunda da fabrikanın kapalı alanının eni, boyu ile aks açıklıkları ortaya çıkar. Bu bilgiler ışığında da fabrika binasının inşaat planı çizilir.Tabiki makine parkuru ve transport sistemleri,inşaat tekniğinden kaynaklanan birtakım uyarlama ve düzenlemeler, inşaat planın dan sonra tekrar yapılacaktır. Ayrıca inşaat ile ilgili diğer konularda detaylı şekilde araştırılıp (çatı sistemi, bina yapısı, konstruksiyonu v.b.) en uygun olan seçilmelidir. 6. TOZ EMME ve BASINÇLI HAVA SİSTEMLERİ: Bunların tesbitinde seçilen makinelerin katalog değerlerinden hareketle verilen boru çaplarına ve sn’de çıkarttığı toz miktarına göre hesaplanarak, kapasitesi sisteme uygun bir tasarım yapılarak makinelere dağılım planı çıkarılır. Burada dönüşlerde ve saplamalarda kayıpları minimuma indirmek ve makinelerin ağzından çıkan tozu oradan en kısa zamanda uzaklaştırmaktır. Basınçlı hava sistemide aynı mantık çerçevesinde seçilen makinelerin katalog değerlerinden hareketle tesisin ne boyutta bir kompresör, kurutma ve tank ihtiyacı tesbit edilip. Makinelere dağılımı ile ilgili bir projelendirme yapılır. 7. FABRİKA ELEKTRİĞİ: Tüm makinalerin gerekli enerji temin edebileceği sanaiye uygun bir elektrik panosu ve son derece düzenli makinelere dağıtım, gerekli yerlerde tehlike anında hattı koruyucu sistemler ve çok iyi bir topraklama ile elektrik dağıtımı projelendirilir. 8. FABRİKANIN ISITMA SİSTEMİ: Bu konuya bir kaç alternatiften yaklaşılabilinir. Ancak burada dikkat edilecek nokta fabrika içi ısı 18°C’da ve denge rutubeti %13±2 olmalıdır. Daha yüksek veya düşük ısı işçilerin performansını etkilemektedir. Ani ısı değişimlerininde olmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Örneğin gece -4°C olan ısı gündüz fabrika içinde 18°C’a ulaştığında makinelerde ayar problemleri çıkarmaktadır. 9. İŞÇİ İSTİHDAMI: Seçimi yapılan makinelerin çalıştırılabilmesi için gerekli operatör ve yardımcıların sayısal olarak tesbit edilmesi ve bulunulan bölge şartları göz önünde bulundurularak, maaş politikasının tesbit edilerek, sosyal hakları ile birlikte ayrılması gereken aylık bütçenin tesbit, işletmenin bu aşamadaki giderlerini görmesini sağlar. 10. TEKNİK PERSONEL İSTİHDAMI: Fabrikanın işletimi ve sağlıklı yürüyebilmesi için belli departmanlara teknik, vasıflı insanların getirilip yönlendirmesi gereklidir. İşte bu ihtiyacın tesbit edilmesi ve 9.madde de belirttiğim gibi toplamda ayrılması gereken aylık bütçenin tesbit edilmesi işletmenin bu aşamadaki giderlerini görmesini sağlar. 11. ORGANİZASYON ŞEMASI: İşletmenin,kapasitesi, hedefleri, pazar payları göz önünde bulundurularak bir organizasyon şeması düzenlenir. Burada belli bir hiyerarşi takip edilerek sistem bütünü ile ele alınır. Bu doğrultuda tüm departmanların yetki ve sorumluluk alanları tespit edilerek, her departman için görev tanımları yapılır. 12. ÜRETİM SİSTEMİNDE İZLENECEK FORM VE PROSEDÜRLER: İşleyişin daha akıcı ve bilgilendirici olması ve bilgi akışında hataya meydan vermemesi açısından, proses arası geçişi sağlayıcı formlar işin takibi ve kalite kontrolun sıhatli yapılabilmesi, hatalı ürüne anında müdahale edilebilmesi açısından oldukça gereklidir. Bunlar işin niteliğine, kapasitesine ve ürün çeşitliliğine göre o sisteme özel düzenlenmelidir. Bunlar depo stok, giriş çıkışları, üretim formu, montaj formu, bileme formu v.b. içerikte olmalıdır. 13. DEPARTMANLAR ARASI FORMLAR: Yine bu formlarda departmanlar arası sağlıklı bilgi akışını sağlamak, bilgilerin eksiksiz ve doğru iletilmesi açısından gereklidir. Formların oluşturulmasında sistemin bütünü göz önüne alınarak tasarım yapılır. bunlar iç yazışma formu, maliyet analiz formu, sipariş formu, malzeme talep formu, giriş kalite kontrol onay formu v.b. içerikte olmalıdır. 14. BAŞA BAŞ NOKTASI: Fabrika için yapılan yatırım toplamının üretilecek olan ürünler ile ne kadar zaman sonra kara geçeceğinin yani kar ve zararın eşit olduğu noktanın hesaplanmasıdır. Şekil 1 Başabaş (break-even) grafiği Grafiktende görüleceği gibi başa baş noktasında kar yoktur yani kar = 0’dır. Firma başabaş noktasından sonra kara geçmeye başlar. Firmanın bu noktaya ne zaman ulaşacağı detaylı olarak incelenip raporlanmalıdır. 15. SATINALMA VE PAZARLAMA POLİTİKALARININ TESBİTİ: Firmanın üreteceği ürün ile ilgili yapılan pazar araştırması ve sonucunda bu pazara ne tip bir yol izliyerek girilmesi gerektiği. Pazarlama stratejisinin neler olması ve firmanın pazar payının ne olacağı konusunda incelemeler yapılır. Ayrıca 6 aylık ve 1 yıllık pazar hedefleri tesbit edilerek üretime bu şekilde bir yön çizilir. Yine firmanın üretimini yapacağı ürün için gerekli olan hammadde ve yarı mamullerin nerelerden, hangi şartlar ile ve ne kalitede alınacağını gösterir, en uygun yerlerin tesbiti yapılır. Bunun yanısıra dışarıdan alınacak hammadde ve yarımamulün hangi kalite değerlerinde olması gerektiği ve bu kalite değerlerinin nasıl tetkik edilip kriterlerin neler olacağı tesbit edilir. Bu doğrultuda oluşturulmuş bir satınalma politikası, üretimde hammadde ve yarımamulden kaynaklanacak problemleride ortadan kaldırır. Sonuç olarak, fabrika kurulumunun artık eskisi gibi olmayacağını, bu nedenle detaylı bir fizibilite raporunun danışman bir kuruluşa veye şahsa hazırlatılmasının gerekliliğini ve önemini vurgulamaya çalıştım. sanayimizde veya başka sanayi sektörlerinde yapılan her yatırım, alınan her makina kalkınma hızını olumlu etkiliyor görünmesine karşın. Atıl kalan makina veya makinalar, üretime bir katkı sağlamadığından dolayı finansal kaynak israfına yol açmaktadır ki; buda ekonomiyi olumsuz yönlerde etkilemektedir. Dolayısıyla en uygun makineyi en uygun koşullarda alarak tesisi veya tesisleri kurmalıyız. Türkiye’de ahşap sanayi büyük gelişmeler kaydetmektedir. Sektörümüz girişimcileri doğru zamanda doğru yatırım ile bunu çok daha iyi seviyelere getirebilir. Artık sanayimiz böyle bir yatırım için gerekli araştırmaları yapacak uzman kurum ve kuruluşların gerekliliğini hisetmektedir. Kısaca ahşap sanayii artık bilgiye para vermeyi öğreniyor. KAYNAKLAR Üretim yönetimi,Prof. Bülent KOBU Fabrika organizasyonu ve dizaynı,Prof. Melih KOÇER İş Etüdü,MPM yayınları

Kağıt Hammadesi ve Hamurun Üretimi

Kağıt Hammadesi ve Hamurunun Üretimi İlk yazılar taşlar üzerine yazılırdı. Daha sonra ağaç kabukları, yapraklar ve fildişi üzerine yazıldı. Kurutulmuş hayvan derileri, mum kaplanmış tahta parçaları (Romalılar) ve kil tuğlalar (Babil) de kullanıldı. M.Ö. 2500-2000 yılları arasında, Nil nehri kıyılarında büyüyen uzun saz ağaçlarından, papirüs adı verilen kağıt yapılmaya başlandı. Şimdiki manada kağıt yapımı MS 105 yılında Çinliler tarafından bulunmuştur. Ancak XIV. yy dan sonra kağıt yapımı Güney Avrupa' da başlamıştır (İngiltere XVII.yy da, Amerika' da 1690' da ilk kağıt imalatını yapmıştır). Günümüz kağıt üretim teknolojisi, XVIII.yy' dan itibaren geliştirilmeye başlanmıştır. Türkiye' de ilk kağıt üretimi XV.yy' da Kağıthane' de; ikincisi XVIII.yy' da Beykoz' da üçüncüsü de XIV.yy' da Yalova' da başlamıştır. Cumhuriyetle birlikte sayıları hızla artmıştır. Ham Maddeler 1. Odun Kağıt için gerekli selülozun temel kaynağıdır. Selüloz, odun fiber hücrelerinin duvarını oluşturan maddedir. Lignin ise fiberleri ve hücreleri bir arada tutan çimento maddesidir. Ağaç cinsleri; ladin, çam, köknar, kavak vb. 2. Yıllık Bitkiler Saman, kendir, kenevir, jüt (hint keneviri), bambu.Eski kağıtlar, paçavra, elyaf, tekstil sanayi atıkları. 3. Kullanılan Ham Maddelerin Kimyasal Adı 1. Beyaz uzun elyaflı sülfat selülozu - Odun selülozu 2. Kısa elyaflı beyaz selüloz - Odun selülozu 3. Kısa elyaflı selüloz - Beyaz saman / Kamış selülozu 4. Uzun elyaflı selüloz - Odun selülozu 5. İade gazete kağıdı 6. Karışık eski kağıt. Kağıt Hamurunun Üretimi 1. Mekanik Süreç Yüksek verimli bir süreçtir (%95) ancak elde edilen kağıt genelde zayıftır. Ladin, köknar gibi yumuşak ağaçlar kullanılır. Yumuşak ağaçların bir başka avantajı da (düşük yoğunluk) suda yüzdürülebilmeleridir. Fabrikaya vardıktan sonra kütüklerin kabukları soyulur ve kesilir. Sürtünmeden dolayı ısınmayı önlemek ve de fiberleri yüzdürmek için, su içinde öğütülürler. Öğütücüden çıkan fiber ve su karışımı alt tarafta bulunan eleklerde fiber boylarına göre ayrılırlar. En küçük fiberler koyulaştırıcılarda toplanarak mekanik kağıt hamurunu oluştururlar. 2. Kağıt Üretiminde Kullanılan Kimyasal Maddeler Kalsiyum Karbonat (CaCo3): Kağıt üretiminde dolgu maddesi olarak kullanılmaktadır. Öğütülmüş ve çöktürülmüş (prespite) her iki şekilde de kullanılmaktadır. Öğütülmüş kalsiyum karbonat tebeşir ve kireç taşının öğütülmesinden elde edilir. Çöktürülmüş ise soda fabrikası kireç çamurundan veya doğrudan doğruya özel çöktürme proseslerinden üretilir. Özgül ağırlığı 2,6 - 2,8, partikül büyüklüğü öğütülmüşte 3,5 mikron, çöktürülmüşte 0,2 - 0,5 mikrondur. Beyazlığı 95 - 99 arasında olup kaolinden yüksektir. Sulu karışımın pH' ı 7 - 11 arasındadır. Kaolin: Al2O3.2SiO2.2H2O bileşiminde olup Ca, Mg ve Fe bileşikleri bulunur. Kağıt hamurunda dolgu maddesi olarak elyaflar arasındaki boşlukları doldurmak amacıyla kullanılır. Kağıdın sathını düzgünleştirir ve kağıda muayyen bir renk verir. Talk: Yaklaşık formülü H2Mg(SiO2)4 olan hidratlı bir magnezyum silikatıdır. Kağıda karakteristik sabunlu ve yağlı hissi verdiği ve safiha teşekkülünü geliştirdiği için kullanılır. Retansiyon Maddesi: Kullanılan ham ve yardımcı maddelerin yeterince tutumu veya kağıtta kalmasının sağlanması hatta ucuz olan dolgu maddelerin daha fazla kullanılabilmesi kısacası üretiminin ekonomik yönü de bu maddeye bağlıdır. Ancak su tesislerinin yükü de kağıt makinesi retansiyon kontrolüne bağlıdır. Kağıdın tutkallama, mukavemet, opozite, renk ve yüzey düzgünlüğünü etkilemektedir. AKD Reçinesi (Alkil Keten Dimer): Sentetik ve selülozda reaksiyona girebilen tutkallamada kullanılmaktadır. Bu madde selülozda reaksiyona girerek kovalent bağ oluşturur. Genellikle selülozda ki hidksil gruplarıyla reaksiyona girerek ester bağları oluşturur. Düşük katyonik yük yoğunlukta değiştirilmiş bir yağlı Alkil Diketen' in sulu emülsiyonudur. Kaynağı yağ asitleridir. Tipik olarak ticari stearik asitten yapılır. Tutkallama Nişastası: Kağıdın mukavemetini arttıran kimyasal maddelerdir. Elyaf yollanması tozlaşmanın önlenmesi ve kül tutumunun arttırılması için kullanılır. Kağıttaki bağ miktarını arttırır. Doğal nişasta çözeltileri yüksek viskoziteli oldukları için değişikliğe uğratılmış düşük viskoziteli nişastalar kullanılır. Bunlar oksitlenmiş nişastalar, hidroksietil Eter türevleri vs. olanlardır. Kullanılan nişastaların çoğunluğu mısır ve patates nişastalarıdır. Yüzey Tutkallama Nişastası: Size preste (tutkallama presi) nötr tutkallı kağıt üretiminde yüzey geliştirici olarak kullanılmaktadır. Reçine: İç tutkallamanın sağlanması için kullanılır. Elyaflar arası boşluğu dolduran ve kurutma silindirlerinden geçerken eriyen reçine bir tabaka halinde yayılarak suyun ve boyaların emilmesine engel olur. Suda çözülmez. Çözünür hale gelmesi için reçinenin sodyum rezinata çevrilmesi gerekir. Reçine 3 atm basınç ve sıcaklık altında otaklarda Na2Co3 ile reaksiyona girerek sodyum rezinata dönüştürülür. Yada sıcakta 4 atm basınç altında reçine 2,5 saat süre ile NaOH reaksiyona girerek elde edilir. Dispersed Reçine: Güçlendirilmiş ve modife edilmiş kolofon reçinelerinin mikron altı tane boyutundaki dispersiyonudur. Kağıt hamurunun nötrale yakın pH aralığında tutkallamasına uygundur. Yanke tipi büyük silindirli tek yüzüne perdah sağlanan kağıt üretimlerinde kağıdın suya karşı direncini arttırmak için kullanılır. Köpük Söndürücüler: Fiziksel olarak köpük gazın sıvıda dağılımıdır. Kağıt endüstrisinde gaz hava veya CO2 (asidik ortamda CaCo3' dan oluşan) sıvı ise proses suyudur. Farklı hava / su oranları farklı tipte köpüğe neden olurlar. Eğer köpük oluşumunun nedeni çok iyi bilinmiyorsa, köpük söndürücülerin kullanımına ihtiyaç duyulur. Piyasa da çok farklı köpük söndürücüler ve formülasyonlar bulunabilir. Boyalar ve Optik Beyazlatıcılar: Boyalar, kimyasal yapısına bağlı olarak ışığı belirli bir dalga boyunda absorbe ederek materyallere renk verebilen maddelerdir. Optik beyazlatıcılar, UV - bölgesindeki ışığı (enerjiyi) absorbe edip görünen bölgede tekrar yansıtan maddelerdir. Boyalar, kağıt endüstrisinde kağıda belli bir renk vermek veya tamamen beyaz olmayan bir kağıdın rengini kompanse etmek için kullanılır. Pratikte, renk kompanzasyonu tamamlayıcı renk ilavesi ile yapılır. Örneğin; sarımtrak odun hamuruna, kağıda daha beyaz imajı vermesi için mavi boya ilave edilir. Boyalar dört esas gruba bölünebilir; · Nötr inorganik boyalar, · Sentetik inorganik boyalar, · Nötr organik boyalar, · Sentetik organik boyalar. Kağıt endüstrisinde en yaygın kullanımı olan ve dolayısıyla en önemli olan boya grubu sentetik organik boyalardır. 3. Kullanılan Katkı Maddelerinin Ticari - Kimyasal Adı, Kullanım Amacı ve Kullanım Yüzdeleri 1. Kalsiyum Karbonat - Dolgu maddesi olarak kullanılır Kullanılan miktar: %20 - 30 Kimyasalın ismi: Dolcarp - 101 2. Kaolin - Dolgu maddesi olarak kullanılır Kullanılan miktar: %15 - 20 Kimyasalın ismi: Kodaclay - B 3. Retansiyon maddesi - 1. hamur ve benzeri üretimlerde elyaf ve dolgu maddesinin üretilen kağıt içinde tutulmasını sağlamak ve süzülme drenajını arttırmak Kullanılan miktar: %0,04 Kimyasalın ismi: Cartaretin 40 CE 4. AKD Reçinesi - Nötr ve alkali ortamda %25 - 30 luk miktarda Kalsiyum Karbonat dolgu maddesinin elyaf içinde tutumunu sağlamak ve kağıdın suya karşı direncini arttırmak (Cobb) Kullanılan miktar: %0,6 Kimyasalın ismi: Aquapel E 6098 5. Optik Beyazlatıcı - 1. hamur ve benzeri kağıt üretimlerinde beyazlığı arttırmak, sarılığı düşürmek için kullanılır. Kullanılan miktar: %0,03 Kimyasalın ismi: Unipal KL Konz 6. İç Tutkallama Nişastası - Kağıdın mukavemetinin yükseltilmesi, elyaf yolunması, tozlaşmanın önlenmesi, elyaf ve kül tutumunun arttırılması için kullanılır Kullanılan miktar: %1,1 Kimyasalın ismi: Emcat C 3T 7. Yüzey Tutkallama Nişastası - Özel preste (Size - Pres) nötr tutkallı kağıt üretiminde yüzey geliştirici olarak kullanılmaktadır Kullanılan miktar: %2 Kimyasalın ismi: Emox D 30 / 40 8. Dipersed Reçine - Yanke tipi büyük silindirli tek yüzüne perdah sağlanan kağıt üretimlerinde kağıdın suya karşı direncini (tutkallama) arttırmak için kullanılır Kullanılan miktar: %3 - 3,5 Kimyasalın ismi: Aldis 821 9. Köpük Söndürücü - Üretim esnasında oluşan köpük oluşmasını önlemek veya köpüklerin söndürülmesini sağlamak amacıyla kullanılır Kullanılan miktar: %0,05 Kimyasalın ismi: Afranil HT (0) 10. Alüminyum Sülfat - Çeşitli üretim cinslerinde suya karşı direncini arttırmak üzere kullanılan reçinenin (tutkallama) kağıt elyafları içinde tutunmasını sağlamak üzere kullanılır Kullanılan miktar: %0,05 Kimyasalın ismi: Alüminyum sülfat (Şap) 11. Boya - Kağıtların parlaklığını arttırmak amacıyla çivitleme olarak veya çeşitli renkte kağıt elde edebilmek için kullanılır Kullanılan miktar: %0,2 - 0,002 Kimyasalın ismi: Tardirekt siyah M Basazol violet 57 L Basazol blue C 57 L. 4. Üretilen Ürünlerin Temasta Bulunabileceği Gıdalar 1. İmitasyon Kraft Kağıdı: Poşet ve kese kağıdı olarak, çeşitli gıdalarda (un, çay, vs.). 2. Beyaz Kraft Kağıdı: Un, kuru pasta ambalajı, çay poşetleri gibi. 3. Hutbak Kağıdı: Şeker, un, ekmek, limon, sebze ambalajında. 4. Beyaz Sülfit Kağıdı: Şeker, akide, pasta, çay paket ambalajında. 5. I. Hamur Kağıt: Parafin emdirilerek kasaplık et ambalajında, poşet ambalajında, un paketlerinde vs. 6. Gri Karton: Şeker kutuları, çeşitli kutuluk ambalajlarda. 7. II. Hamur Kağıdı: Çeşitli et, un, vs. ambalajında. 8. Pelür kağıdı: Her türlü gıda ambalajlamada kullanılır. 9. Normal Sülfit: Unlu mamullerin ambalajlanmasında kullanılır. 10. Bristol Karton: Unlu mamullerde ve özel içeceklerin ambalajında kullanılır.

Odunun Yapısı Ve Kurutma

ODUNUN YAPISI VE KURUTMA Prof. Dr. Ramazan KANTAY İ.Ü.Orman Fakültesi Istanbul University, Forestry Faculty rkantay@istanbul.edu.tr WOOD STRUCTURE AND DRYING Abstract A living tree is composed of roots, stem and branches of which anatomical and chemical properties differ from each other. Stem is the most important part of trees and consist of below, middle sections and crone which also show differences in their anatomical properties. Followed by being felled, trees loss moisture from cross sections and surfaces leading drying. However the term “ drying” refers controlled moisture loss from wood in particular conditions. The main objective in wood drying is to decrease the moisture content of wood to equilibrium moisture content at which wood should have in service conditions. It is well known that there is a close relation between wood structure and driying properties. Correct drying to minimize drying time, major problems from dimensional changes and drying costs must be achieved by experienced drying operators. For this reason, drying operators should have deep knowledge on wood properties and structure. This paper *******uates the general structure and properties of wood regarding wood drying. 1. GİRİŞ Yaşayan bir ağaç kök, gövde ve dallardan oluşan bitkisel bir varlıktır ve kök, gövde ve dallarda odun yapısı farklıdır. Gövde ağacın en önemli kısmı olup alt, orta ve tepe (taç) olmak üzere üç bölümden ibarettir. Bu üç bölümde de odun yapısı aynı değildir. Ağacın yaşamı boyunca özden kabuğa, dipten tepeye doğru odun yapısında değişmeler meydana gelir. Bu nedenle odunun yapısı aynı ağaç türünün fertleri arasında değiştiği gibi, aynı ferdin kısımları arasında da değişmektedir. Böylece odun heterojen yapıda zor bir malzeme olarak karşımıza çıkmaktadır. Ağaçlar kökleri vasıtası ile topraktan su ve erimiş haldeki mineral tuzları alırlar. Bu nedenle her zaman bünyelerinde yüksek oranda su bulunmaktadır. Hücre boşluklarında bulunan suya serbest su, hücre çeperinde bulunan suya bağlı su adı verilmektedir. Ağaçlar kesildikten ve belli boyutlarda biçildikten sonra uçlarından ve yüzeylerinden rutubet kaybetmeye ve kurumaya başlarlar. Kuruma kontrol altında belli şartlarla gerçekleşirse buna kurutma denir. Kurutma ile ağaç malzemenin rutubeti kullanım yerinde ağaç malzemede bulunması gereken kuruluk derecesine (denge nemine) kadar indirilir. Odunun yapısı ile kurutma özellikleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Kurutmayı en kısa sürede, en az kusur ve kayıpla, en ekonomik şekilde sonuçlandırmak her kurutma operatörünün görevi ve idealidir. Bu ideali gerçekleştirmek için odunun yapısını ve özelliklerini iyi bilmek gerekir. Bu yazıda odunun genel yapısı ve özellikleri kurutma ile ilişkilendirilerek özetlenmiştir. 2. ODUNUN ÖZELLİKLERİ Teknoloji çağının getirdiği yeniliklere ve çok sayıda yeni malzemenin rekabetine rağmen odun ya da ağaç malzeme sahip olduğu önemli özellikleri, güzelliği ve çekiciliği nedeniyle günümüzde de hammadde ve malzeme olarak birçok kullanım yerinde önemini korumaktadır. Hafifliğine göre direncinin yüksek olması, kolay işlenmesi, iyi boya ve cila kabul etmesi, ısıyı yalıtması, sesi absorbe etmesi gibi iyi özellikleri yanında, dış görünüşünün güzelliği ile kullanıldığı yerde sıcak ve hoş bir hava yaratması onu vazgeçilemez bir malzeme haline getirmiştir. Bugün kullanıldığı yer sayısı 6000’den fazladır. Ancak, ağaç malzeme istenmeyen bazı özelliklere de sahiptir. Organik bir madde olması nedeniyle çürümektedir. Kolay yanmaktadır. Böcekler tarafından tahrip edilmektedir. Kuru ise bünyesine su alarak, yaş ise bünyesinden su kaybederek boyutlarını değiştirmektedir. “Çalışma” olarak adlandırılan boyut değiştirme liflere paralel, yıllık halkalara dik ve teğet yönlerde farklı miktarlarda olmaktadır. Bu nedenle kullanım yerinde şekil değişiklikleri ve çatlamalar meydana gelmektedir. Ayrıca budak, öz, reaksiyon odunu gibi doğal büyüme kusurlarına sahiptir. 3. ODUNUN YAPISI VE KURUTMA 3.1. Kurutmanın Faydaları Modern ağaç teknolojisi ağaç malzemenin arzu edilmeyen söz konusu özelliklerini iyileştirici birçok yöntem ve olanak bulmuştur. Odunun masif yapısını bozmadan arzu edilmeyen özelliklerini iyileştirici teknik işlemlerin en önemlisi kurutmadır. Kurutma ile ağaç malzemeye birçok iyi özellik kazandırılmaktadır. Hava kurusu (% 12-15) ağaç malzeme, kuruluk derecesi muhafaza edilebilirse çürümez. Çürüklük yapan mantarların ağaç malzemeye arız olabilmeleri için rutubet, sıcaklık ve oksijene ihtiyaçları vardır. Bu faktörlerden birinin kontrol altında tutulması ile çürüme önlenebilir. Kurutma ile rutubet faktörü kontrol altında tutulmaktadır. Ancak, büyük çatlaklar oluşması nedeniyle tomrukların kurutulması söz konusu değildir. Kullanılacağı yerin denge rutubetine kadar kurutulmuş ağaç malzeme çok az çalışır. Böylece çatlama, çarpılma, dönme gibi kusurların oranı düşer. İyi kurutulmuş odunun işlenmesinde, örneğin planyalama, frezeleme, lamba-zıvana açma, delik açma, zımparalama gibi işlemlerde sıhhatli boyutlar, daha düzgün yüzeyler elde edilir. Kuru ağacın tutkallanma, yapışma, çivi ve boya tutma özelliği iyileşmektedir. Direnci ve sertliği artmaktadır. 3.2. Makroskopik Yapı ve Kurutma Herhangi bir ağaç gövdesinden bir tekerlek alınıp incelenecek olursa birbirinden farklı yapıda iki esas kısım görülür. Bunlardan dış kısım kabuk, iç kısım odun olarak adlandırılır. Kabuk ile odun arasında gözle görülmeyen ve kambiyum adı verilen üreyimli bir tabaka bulunmaktadır. Odun kısmına yakından bakılırsa, bir öz etrafında iç içe geçmiş halkalardan ibaret olduğu görülecektir. Ayrıca kabuğa yakın dış kısımların açık, öze yakın iç kısımların daha koyu renkli olduğu ve özden çevreye doğru koyu ya da açık, mat ya da parlak renkte çizgilerin uzandığı ayırt edilecektir. Tekerleğin açık renkli dış kısmına diri odun, koyu renkli iç kısmına öz odun, öz etrafında iç içe geçmiş halkalara yıllık büyüme halkaları, özden çevreye doğru uzanan çizgilere özışını adı verilmektedir (Resim 1). Kışın büyümenin durduğu tüm iklim bölgelerinde yetişen ağaçlarda az veya çok belirgin halkalar oluşmaktadır. Daimi yeşil tropik bölge ağaçlarında ise sürekli büyüme söz konusu olduğu için halkalar teşekkül etmemektedir. Ağaç yaşını belirlemede yıllık halkalardan faydalanılmaktadır. Toprak seviyesinden kesilen ağaçlarda kütük üzerinde yıllık halkalar sayılarak ağacın yaşı kolayca bulunabilir. Toprak seviyesinin üstünde herhangi bir yükseklikten kesilirse, kütük üzerinde sayılan halka sayısına o yüksekliğe kadar geçen yıl sayısı eklenmelidir. Yıllık halkaların genişliği mm den daha küçük olabileceği gibi birkaç cm de olabilir. Zengin yağışlar, sıcaklık, iyi toprak şartları geniş; kuraklık, soğuk, kötü toprak şartları ve böcek tasallutu dar yıllık halkaların oluşmasına sebep olur. Bu nedenle yıllık halkalardan ağacın geçmişini okumak mümkündür. Resim 1: Yapraklı ağaç gövdesi enine kesiti ve kısımları. Bir yıllık halka yakından incelenecek olursa, renk ve yapı bakımından birbirlerinden farklı iki tabakadan oluştuğu hemen fark edilecektir. Büyüme periyodunun başlangıcında oluşan açık renkli ve gevşek yapılı iç tabakaya ilkbahar odunu, büyüme periyodunun sonunda oluşan koyu renkli ve sık yapılı dış tabakaya yaz odunu adı verilmektedir. İlkbahar odunu daha çok besi suyu iletim ödevini yürütürken, yaz odunu destekleme ödevini yürütmektedir. Yıllık halka içerisinde yaz odunu iştirak oranı fazla olan ağaç odunlarının özgül ağırlıkları yüksek, kurutulmaları zordur. Gene yaşlı bir ağaç gövdesinden bir tekerlek alıp enine kesiti incelenecek olursa; yıllık halka genişliklerinin öz çevresinde daha geniş, kabuğa yakın kısımlarda daha dar olduğu görülecektir. Normal büyüyen ağaçlarda özden çevreye doğru ağacın yaşı ile meydana gelen en önemli değişme yıllık halka genişliklerinin daralmasıdır. Ağaç yaşlandıkça yıllık halkalar daralır. Yıllık halka genişliği ile yoğunluk arasındaki ilişkiden dolayı ağacın yoğunluğu da aynı şekilde değişmektedir. Böylece, ağaç yaşamı boyunca özden çevreye doğru farklı özelliklerde odun oluşmaktadır. Gençlik döneminde oluşan oduna genç odun, erginlik döneminde oluşan oduna ergin odun, yaşlılık döneminde oluşan oduna yaşlı odunu adı verilmektedir. Genç odun, gövdenin ortasında öze yakın yıllık halkaları içeren (ilk 5-25 yıllık halka) alan ve tepeye kadar uzanan silindir şeklindeki bölümdür. Farklı odun kısımlarını içeren bir kereste kurutma sırasında düzgünlüğünü koruyamaz. Farklı odun kısımlarından üretilen keresteler aynı partide aynı kurutma şartları altında kurutulursa kurutma kalitesi düşük olur. Karışık partilerde kaliteyi yükseltmek için genç odun kerestelerinin kurutma isteklerine uygun kurutma şartları uygulanmalıdır. Öz ışınları gövde eksenine dik olarak alınan enine kesitte özden çevreye doğru uzanan çizgiler (ışınlar) halinde görülürler. Hem ibreli, hem yapraklı ağaçlarda her zaman mevcutturlar. Enine yönde gıda alışverişini sağlar ve depo görevi yaparlar. Teknik bakımdan öz ışınları direnci azaltıcı, radyal yönde yarılma kabiliyetini artırıcı ve kurutma sırasında çatlamayı kolaylaştırıcı bir etkiye sahiptir. Diğer taraftan öz ışınları radyal yönde su hareketini artırıcı etki yapmaktadır. Radyal yöndeki kuruma hızı teğet yöndeki kuruma hızına göre özellikle diri odunda daha fazla olmaktadır. Böylece teğet biçilmiş kereste radyal biçilmiş keresteden daha hızlı kurumaktadır. Bu husus kurutmanın yönetilmesinde çok önemlidir. Odun içerisinde su hücre çeperlerinde ve hücre boşluklarında bulunmaktadır. Hücre boşluklarında bulunan suya serbest su, hücre çeperi içerisinde bulunan suya bağlı su (higroskopik su) adı verilmektedir. Kurutma sırasında önce serbest su sonra bağlı su odundan ayrılmaktadır. Serbest suyun odundan uzaklaştırılması kolay ve çabuk, bağlı suyun güç ve yavaştır (Resim 2). Odunda serbest suyun hiç bulunmadığı fakat bağlı suyun en yüksek miktarda bulunduğu rutubet haline lif doygunluğu rutubet hali denir. Lif doygunluğu kurutmada dönüm noktasıdır. Lif doygunluğuna ulaşıncaya kadar kuruma hızlı, lif doygunluğundan sonra yavaş cereyan eder. Diri odun hem besi suyunu ileterek, hem de besinleri depo ederek ağacın hayatında aktif rol oynamaktadır. Buna karşın ağaç hayatının belli bir döneminde oluşan öz odun, ağacın hayatında fizyolojik bir role sahip değildir. Bazı istisnalar dışında genel olarak diri odun öz oduna nazaran daha fazla su ihtiva etmektedir. Su miktarı bakımından olan bu fark ibreli ağaçlarda yapraklı ağaçlara göre daha fazladır. Dikili ağaçlarda öz odundaki rutubet azlığı çürüme riskini artırmaktadır. Mantarlar yeterli oksijeni bulduklarında öz odunu çürütmekte ve böylece yaşayan ağaçların gövdelerinin ortalarında çürük ve kovuklar meydana gelmektedir. Resim 2: Odun içersindeki su durumunun şematik görünüşü (Wimmer 2005). Öz odun ile diri odun arasında anatomik ve kimyasal bakımdan da farklar mevcuttur. Bunların en önemlileri tül (Thyll) teşekkülü ve öz odun maddeleridir. Öz odunda odun içerisine öz odun maddelerinin yerleşmesi ve iletken boruların tüllerle tıkalı bulunması, ağaç malzemenin su alma ve su geçirme özelliklerini engelleyici bir etki yapmaktadır. Böylece, aynı şartlar altında öz odun diri oduna göre daha yavaş kurumaktadır. Lif yapısı denildiğinde hücrelerin boyuna yönde sıralanışı anlaşılmaktadır. Ağaç malzemede lifler boyuna eksene paralel gidiyorsa böyle malzemeye düzgün lifli denir. Liflerin gidişi eksene paralel değil de bir açı altında seyrediyorsa böyle malzemeye de spiral lifli adı verilir. Spiral liflilik (lif kıvrıklığı) ağacın direnç özelliklerini ve elastikiyet modülünü önemli derecede azaltmaktadır. Lif kıvrıklığı olan bir kerestenin kurutulmasında şekil değişmeleri ve özellikle dönüklük (burulma) kaçınılmazdır. Budaklar dalların gövdede kalan kısımlarıdır. Yaşayan sağlam bir dal gövde ile kaynaşır. Kurumuş ölü bir dal gövde ile kaynaşamaz. Gövde biçildiği zaman kaynamış dalın kerestede kalan kısmına kaynamış budak, kurumuş ölü dalın kerestede görülen kısmına ölü budak ya da düşen budak denir. Ağaç malzemede bulunan budaklar odun dokusundan farklı bir dokuya sahiptir. Budak odunu normal odundan daha ağırdır. Budaklar odun dokusunda lif sapmalarına neden olurlar ve odunun direncini düşürürler. Budaklı malzemenin kurutulmasında odun dokusu ile budak dokusunun farklı kuruması ve daralması sonucu şekil değişmelerinin oluştuğu, kaynamış budakların çatladığı, kaynamamış ya da düşen budakların ayrılıp düştüğü görülür. Bu nedenle budaklı malzemenin kurutulmasında koruyucu kurutma şartları uygulanmalıdır. Ağaç büyüme sırasında çeşitli faktörlerin etkisi altında kalır. Bu etkilere reaksiyon göstererek normalden farklı bir odun oluşturur. Yapraklı ağaçlarda oluşan reaksiyon odununa çekme odunu, ibreli ağaçlarda oluşan reaksiyon odununa basınç odunu denir. Reaksiyon odunu oluşan ağaçta öz gövde ortasında değil yana kaymış durumdadır. Reaksiyon odununun özgül ağırlığı yüksektir. İşlenmesi ve kurutulması zordur. Her ağacın kendine has doğal kokusu vardır. Ardıç, sedir ve servi aromatik hoş bir kokuya sahiptir. Bundan dolayı ardıç ve sedir kurşunkalem yapımında, servi çeyiz sandığı yapımında tercih edilir. Oduna koku veren maddeler uçucu maddelerdir. Kurutma sırasında sıcaklık ve nemin etkisi ile önce hoş bir koku hissedilmektedir. Daha sonra uçucu maddelerin kaybolması ile rahatsız edici bir koku yayılmaktadır. 3.3. Mikroskopik Yapı ve Kurutma Odun mikroskop altında incelenecek olursa çeşitli hücrelerden oluştuğu görülecektir. İğne yapraklı ağaçların odun dokusu ile yapraklı ağaçların odun dokusu farklıdır. İğne yapraklı ağaç odunu esas itibariyle Traheid ve Paranşim adı verilen hücrelerden oluşmaktadır. Bir hücre, hücre boşluğu (ya da lümen) ve bu boşluğu saran çeperden ibarettir. İlkbahar odunu hücrelerinde çeperler ince, lümenler büyüktür. Bunlar daha çok besi suyunu iletme görevini yürütürler. Yaz odununda ise çeperler kalın, lümenler küçüktür. Odunda sıvıların veya gazların hücreden hücreye iletimi veya geçişi hücre çeperlerindeki geçitlerden olmaktadır. Sıvıların odun içerisinde iletilmesi bakımından geçitlerin en önemli kısmı geçit zarıdır. Sıvıların bir hücreden diğerine geçmesi için bu engeli aşması gerekmektedir. İğne yapraklı ağaç odunlarında kenarlı geçit zarları kurutma ve emprenye işlemlerinde güçlüklere neden olabilir. Çünkü esnek yapıdaki geçit zarları merkezi durumdan ayrıldığında geçirgen olmayan torus bir taraftaki porusu tıkayarak sıvı akışını engelleyebilir. Bu durumdaki geçide aspirasyon halindeki geçit denmektedir. Geçitleri aspirasyona uğramış ağaç malzemenin kuruması yavaş olur. Odunun kimyasal elementleri karbon (C), hidrojen (H) ve oksijen (O) dir. Çok az sayıda azot (N) ve diğer elementler de vardır. Odun maddesi C, H ve O’nin çeşitli kombinasyon şekilleri ile bazı organik komponentlerden ibarettir. Bunlar Selüloz, Hemiselüloz ve Lignin’dir. Az miktarda Pektin de vardır. Odunun % 90’ınından fazlasını meydana getiren bu bileşiklere ilave olarak birçok organik ve inorganik madde hem hücre çeperi üzerine hem de hücre lümeni üzerine yerleşmiştir. Bu yan bileşikler ekstraktif maddeler olarak adlandırılır. Organik esaslı ekstraktif maddeler içerisinde çok bilinenler tanenler, uçucu yağlar, reçineler, sakız, lateks, alkoloidler ve renk maddeleridir. Bunlardan tanenler ve reçineler kurutma sırasında renklenmelere, lekelenmelere neden olmaktadır. İnorganik esaslı maddeler içerisinde en bilinenleri ise silis ve kalsiyum tuzlarıdır. Bunlar biçme ve işleme zorlukları yaratmaktadır. 4. SONUÇ Ağaç hayatı boyunca iklimsel, fiziksel ve mekaniksel çok farklı etkiler altında gelişen ve bu etkilerin izlerini taşıyan bitkisel bir varlıktır. Ağacın en önemli kısmı odundur. İçerisinde yüksek oranda su bulunur. Bu nedenle kullanılmadan önce kullanım yerinde ağaç malzemede bulunması gereken rutubet derecesine (denge rutubetine) kadar kurutulması zorunludur. Odunun yapısı ile kurutma özellikleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Kurutma ile uğraşanların başarılı bir kurutma yapabilmeleri için odunun karmaşık yapısını iyi bilmeleri ve bildiklerini kurutma ile ilişkilendirerek uygulamaları gerekmektedir. Bu yayın ahşap teknik dergisinin 6.sayısında yayınlanmıştır. FAYDALANILAN KAYNAKLAR BOZKURT, A.Y. 1986. Ağaç Teknolojisi. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Yayını No. 380, İstanbul. BOZKURT, A.Y. ve N. ERDİN, 1987. Ağaç Teknolojisi (Ders Kitabı).İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Yayını No. 445, İstanbul. KANTAY, R. 1993. Kereste Kurutma Ve Buharlama. Ormancılık Eğitim Ve Kültür Vakfı Yayını No. 6, İstanbul. WIMMER, R. 2005. Wood Quality: Causes, Methods, Control.